Metinlerde, ceza muhakemesine ilişkin birçok usul kuralının (delil tartışma sırası, HAGB'nin denetimi, kanun yolu başvuruları vb.) Yargıtay tarafından katı bir şekilde yorumlandığı ve ihlallerin bozma nedeni sayıldığı görülmektedir. Bu durumu, 'usul esastan önce gelir' ilkesi ve bu ilkenin ceza muhakemesinde taşıdığı anlam açısından, özellikle sanığın 'usuli güvenceleri' bağlamında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #45652

'Usul esastan önce gelir' ilkesi, ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşma (esas) hedefinin, ancak ve ancak kanunda öngörülen usul kurallarına harfiyen uyularak gerçekleştirilebileceğini ifade eden temel bir prensiptir. Bu ilkenin ceza muhakemesinde bu kadar önemli olmasının nedeni, sürecin sonunda bir kişinin en temel hakkı olan 'özgürlüğünün' kısıtlanması riskinin bulunmasıdır. Bu ilkenin sanığın 'usuli güvenceleri' bağlamındaki anlamı şudur: Ceza muhakemesi usul kuralları, sadece yargılamanın düzenli bir şekilde yürümesini sağlayan teknik kurallar değildir. Bu kuralların büyük bir bölümü, aynı zamanda Anayasa ve AİHS tarafından güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin (adil yargılanma, savunma hakkı, masumiyet karinesi, kişi özgürlüğü vb.) somut birer yansımasıdır. Bu kurallar, gücü elinde bulunduran devlet (iddia makamı, mahkeme) karşısında, daha zayıf konumda olan bireyi (şüpheli/sanık) keyfi uygulamalara karşı koruyan bir 'zırh' veya 'güvence' işlevi görür. Metinlerde geçen örnekler üzerinden bu durumu somutlaştırabiliriz: - Delil Tartışma Sırası (CMK m. 216): Sanığa son söz hakkı verilmesi, sadece bir formalite değil, 'silahların eşitliği' ve 'savunma hakkının' temel bir güvencesidir. Bu sıranın ihlali, bu güvenceyi ortadan kaldırır. - HAGB'nin veya KYOK'un Denetimi: Bu kararların denetimsiz kalması, hukuka aykırı suçlamalarla kişilerin yıllarca adli bir kontrol altında tutulmasına veya hak arama hürriyetlerinin engellenmesine yol açabilir. Kanun yolu denetimi, bu güvencenin işlemesini sağlar. - Arama Kuralları (CMK m. 119): Aramanın hakim kararıyla veya belirli şartlarla yapılması, 'özel hayatın gizliliği' ve 'konut dokunulmazlığı' haklarının güvencesidir. Yargıtay'ın bu usul kurallarının ihlalini katı bir şekilde bozma nedeni sayması, maddi gerçeğe (suçun ispatına) ne kadar ulaşılmış olursa olsun, bu hedefe ulaşılırken kullanılan 'yolun' hukuka aykırı olması durumunda, varılan sonucun da meşruiyetini yitireceği anlayışına dayanır. Hukuk devletinde amaca ulaşmak için her yol meşru değildir. Bu nedenle, sanığın usuli güvencelerini koruyan kuralların ihlali, esasa ilişkin bir inceleme yapılmaksızın dahi kararın bozulmasını gerektirir.