Anayasa Mahkemesi'nin 22.02.2024 tarihli kararıyla iptal edilen CMK m. 226/4 hükmü, sanığın müdafi ile temsil edildiği durumlar için geçerliydi. Peki, müdafisi olmayan bir sanık hakkında suçun niteliğinin değişmesi durumunda, ek savunma hakkının kullandırılmasına ilişkin usul nasıldır ve bu durum AYM'nin iptal gerekçesiyle nasıl bir paralellik arz eder?
Müdafisi olmayan bir sanık hakkında suçun niteliğinin değişmesi durumunda, CMK m. 226/1-2-3 hükümleri doğrudan ve istisnasız uygulanır. Bu usul şu şekildedir: 1. Bildirim Zorunluluğu: Mahkeme, değişen suç niteliğini veya cezayı ağırlaştıran yeni durumu sanığa 'bizzat' bildirmek zorundadır. Bu bildirim, genellikle duruşmada sözlü olarak yapılır veya sanık duruşmada hazır değilse usulüne uygun bir tebligatla gerçekleştirilir. 2. Savunma İmkanı: Sanığa, bu yeni suçlamaya karşı savunmasını yapabilmesi için imkan tanınır. 3. Süre Talebi: Sanık, yeni suçlamaya karşı savunmasını hazırlamak için süre talep ederse, mahkeme bu talebi kabul ederek kendisine makul bir süre vermek ve duruşmayı ertelemek zorundadır (CMK m. 226/3). Bu usul, AYM'nin iptal gerekçesiyle tam bir paralellik arz eder. AYM'nin temel eleştirisi, müdafisi olan sanığın, müdafisi olmayan sanığa göre daha dezavantajlı bir konuma düşürülmesi ve temel savunma haklarından mahrum bırakılmasıydı. İptal edilen m. 226/4, müdafisi olan sanığı süreçten dışlarken, müdafisi olmayan sanık zaten kanunun genel hükümleri uyarınca 'isnadı öğrenme', 'duruşmada bizzat bulunma' ve 'savunma yapma' haklarından tam olarak yararlanıyordu. AYM'nin iptal kararı, esasen müdafisi olan sanık ile müdafisi olmayan sanık arasında savunma hakkının kullanılması açısından yaratılan bu haksız ve temelsiz ayrımı ortadan kaldırmıştır. İptal sonrası, artık müdafisi olsun veya olmasın, tüm sanıklar suç niteliğinin değişmesi halinde CMK m. 226/1-2-3'te öngörülen aynı güvencelerden yararlanacaktır. Bu durum, 'silahların eşitliği' ve 'savunma hakkının bölünmezliği' ilkelerinin doğal bir sonucudur.