Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2020/415 K. sayılı kararında, BAM kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi talebi üzerine, 'sanığın beraatına karar verilmesi gerekeceği kanaatine ulaşıldığı' açıklanmıştır. 5235 sayılı Kanun m. 35 uyarınca yapılan bu incelemede Yargıtay'ın 'bozma' veya 'onama' kararı veremeyeceği göz önüne alındığında, bu tür bir 'kanaat belirtme'nin hukuki niteliği ve bağlayıcılığı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #45634

Yargıtay'ın, 5235 sayılı Kanun m. 35 uyarınca yaptığı inceleme sonucunda 'sanığın beraatına karar verilmesi gerekeceği kanaatine ulaşıldığı' şeklinde bir ifade kullanmasının hukuki niteliği, bir 'içtihat belirlemesi' ve 'yol gösterme'dir; doğrudan bir 'hüküm' veya 'bağlayıcı talimat' değildir. Hukuki Niteliği ve Bağlayıcılığı: 1. Bozma veya Onama Değildir: Metinde de belirtildiği gibi, bu kanun yolunda Yargıtay, önüne gelen bireysel kararı hukuka uygunluk denetiminden geçirip bozmaz veya onamaz. Amacı, farklı BAM kararlarındaki hukuki yorumlardan hangisinin doğru olduğunu tespit etmektir. 2. Kanaat Belirtmenin Amacı: Yargıtay'ın 'beraatına karar verilmesi gerektiği' şeklindeki kanaati, tespit ettiği doğru hukuki yorumun, incelenen somut olaya uygulandığında ortaya çıkaracağı sonucu göstermek içindir. Bu, soyut bir hukuki tespitle yetinmeyip, bu tespitin pratik sonucunu da ortaya koyarak, hem içtihat birliğini daha anlaşılır kılmayı hem de benzer durumdaki diğer davalar için mahkemelere yol göstermeyi amaçlar. 3. Bağlayıcılığı: Bu kanaat, o dosya özelinde kesinleşmiş olan hükmü doğrudan değiştirmez. Ancak, hem diğer BAM daireleri hem de ilk derece mahkemeleri için güçlü bir 'emsal' ve 'içtihat' niteliği taşır. Anayasa m. 138'deki 'hakimlerin vicdani kanaatlerine göre hüküm vereceği' ilkesi gereği mahkemeler bu kanaatle doğrudan bağlı olmasalar da, Yargıtay'ın oluşturduğu bu içtihada aykırı karar vermeleri durumunda, kararlarının daha sonraki aşamalarda (eğer kanun yolu açıksa) bozulma ihtimali çok yüksek olacaktır. Ayrıca, benzer bir durumda olan başka bir sanık, bu Yargıtay kararını emsal göstererek kendi davasında lehe bir sonuç elde etmeye çalışabilir. Kesinleşmiş hükmün sanığı ise, bu kararı 'yargılamanın yenilenmesi' için bir gerekçe olarak kullanmayı deneyebilir. Dolayısıyla, karar hukuken doğrudan bağlayıcı olmasa da, fiilen ve içtihat hukuku açısından yüksek bir yönlendirici güce sahiptir.