Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaasını yazılı olarak, örneğin bir flaş bellek vasıtasıyla mahkemeye sunması, ceza muhakemesine hakim olan 'sözlülük' ve 'doğrudan doğruyalık (vasıtasızlık)' ilkeleriyle ne ölçüde bağdaşır? Bu usulün, yargılamanın canlılığı ve tarafların tartışma hakkı üzerindeki etkilerini analiz ediniz.
Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaasını duruşmada sözlü olarak açıklamak yerine, önceden hazırlanmış bir metni flaş bellek gibi bir araçla sunması, ceza muhakemesine hakim olan temel ilkelerle ciddi ölçüde çelişir: 1. Sözlülük (Orality) İlkesi: Ceza muhakemesinin kovuşturma evresi, kural olarak sözlüdür. Bu ilke, iddia ve savunmanın, delillerin ve taleplerin duruşmada 'sözlü' olarak dile getirilmesini, tarafların birbirini dinleyerek anında cevap vermesini ve mahkemenin kararını bu sözlü tartışma üzerine kurmasını gerektirir. Mütalaanın yazılı olarak sunulması, bu sözlü tartışma dinamiğini ortadan kaldırır ve yargılamayı bir 'yazılı prosedüre' dönüştürür. Metinde de bu uygulamanın varlığından bahsedilerek eleştirel bir yaklaşımla doğru olanın sözlülük, yüzyüzelik ve alenilik ilkelerine uygun hareket etmek olduğu vurgulanmaktadır. 2. Doğrudan Doğruyalık (Immediacy) İlkesi: Bu ilke, mahkemenin delillerle ve taraflarla arada hiçbir vasıta olmadan, doğrudan temas kurmasını ifade eder. Savcının mütalaasını sözlü olarak açıklaması, mahkemenin iddia makamının vurgularını, tonlamasını ve argümanlarını doğrudan algılamasını sağlar. Yazılı bir metnin sunulması, bu doğrudan teması engeller ve mahkemenin kanaat oluşturma sürecini zayıflatabilir. Bu usulün yargılamanın canlılığı ve tartışma hakkı üzerindeki etkileri olumsuzdur. Duruşma, tarafların karşılıklı tezlerini canlı bir diyalog içinde tartıştığı bir platform olmaktan çıkarak, önceden hazırlanmış metinlerin dosyaya sunulduğu mekanik bir sürece dönüşür. Savunma makamı, iddia makamının sözlü sunumuna anında reaksiyon gösterme, çapraz sorularla argümanlarını test etme veya sözlü sunumdaki bir çelişkiyi hemen ortaya koyma imkanını kaybeder. Bu durum, 'çelişmeli yargılama' ilkesinin özünü zedeler ve savunma hakkını zayıflatır. Her ne kadar uygulamada zaman kazanma gibi pratik gerekçelerle başvurulsa da, bu usul, adil yargılanma hakkının temel güvenceleriyle bağdaşmamaktadır.