TCK m. 128'de düzenlenen taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma tedbirinin, 6526 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle ağır ceza mahkemesinin 'oybirliği' ile vereceği karara ve ilgili kurullardan 'rapor alınması' şartına bağlanması, 'arama-elkoyma-genisletilmis' metninde neden eleştirilmektedir? Bu düzenlemenin, elkoyma tedbirinin etkinliği ve yargı bağımsızlığı ilkeleri açısından yarattığı sorunları analiz ediniz.
Metinde, CMK m. 128'de yapılan bu değişiklik iki temel açıdan eleştirilmektedir: 1. Elkoyma Tedbirinin Etkinliğinin Zedelenmesi: Elkoyma, özellikle malvarlığına karşı işlenen suçlarda, suçtan elde edilen gelirin ve delillerin korunması için süratle karar verilmesi gereken bir koruma tedbiridir. Bu kararın 'ağır ceza mahkemesi' gibi üst bir mahkemeye ve dahası 'oybirliği' gibi çok zor bir karar yeter sayısına bağlanması, süreci önemli ölçüde yavaşlatır ve zorlaştırır. Ağır ceza mahkemesinin, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gibi en ağır kararları dahi 'oyçokluğu' ile alabildiği bir sistemde, bir koruma tedbiri için 'oybirliği' şartı aranması, orantısız ve tedbirin amacına aykırıdır. Ayrıca, karar öncesinde BDDK, SPK, MASAK gibi kurumlardan 'rapor alınması' zorunluluğu da süreci daha da uzatarak, şüphelilere malvarlıklarını kaçırma fırsatı tanıyabilir ve tedbirin etkinliğini ortadan kaldırabilir. 2. Yargı Bağımsızlığı ve Yargıyı Etkileme Şüphesi: Metinde, bu tür düzenlemelerin 'bazı olay ve kişileri hedef alan, fakat herkesi de kapsayan' nitelikte olduğu ve 'yargıyı etkilemeye ve yetki alanını daraltmaya yönelik' olduğu yönünde bir eleştiri getirilmektedir. Elkoyma gibi önemli bir adli yetkinin, yürütmeye bağlı veya ilişkili kurullardan (BDDK, MASAK vb.) alınacak bir rapora bağlanması, yargının karar verme sürecine yargı dışı bir organın müdahalesi olarak yorumlanabilir. Bu durum, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkesiyle çelişme potansiyeli taşır. Yargı, kararını dosyadaki delillere göre kendisi oluşturmalıdır; bir idari kurulun raporu, ancak bir delil olarak değerlendirilebilir, karar için bir ön şart haline getirilemez. Bu nedenlerle metin, bu düzenlemeyi 'hatalı' olarak nitelendirmekte ve en kısa sürede kaldırılması gerektiğini savunmaktadır.