AYM'nin CMK m. 226/4'ü iptal kararı sonrası ortaya çıkan hukuki durumu, CMK m. 216/3'te düzenlenen 'son sözün sanığa ait olduğu' kuralı açısından değerlendiriniz. İptal kararının, sanığın yokluğunda müdafiin son sözü kullanarak davayı bitirme imkanını ortadan kaldırıp kaldırmadığını ve bu durumun 'makul sürede yargılanma hakkı' üzerindeki potansiyel etkilerini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #45568

AYM'nin CMK m. 226/4'ü iptal kararı, dolaylı olarak CMK m. 216/3'teki 'son söz' hakkının uygulanışını da etkilemektedir. Metinde de belirtildiği gibi, iptal edilen kural, sanığın yokluğunda müdafiinin ek savunma yapmasına olanak tanıdığı için, kıyasen 'son söz' hakkının da müdafi tarafından kullanılabileceği yönünde bir yoruma dayanak oluşturuyordu. Bu yorum, özellikle sanığın duruşmalara katılmadığı ancak yargılamanın bir an önce bitirilmesini istediği durumlarda, davanın gereksiz yere uzamasını önlüyordu. İptal kararı sonrası, artık sanığın yokluğunda müdafiinin onun yerine 'ek savunma' yapmasını sağlayan açık bir yasal dayanak kalmamıştır. Bu durum, ceza muhakemesinin en temel ilkelerinden olan 'son sözün sanığa ait olduğu' kuralının daha katı bir şekilde yorumlanmasına yol açacaktır. Mahkemeler, son söz hakkının bizzat sanık tarafından kullanılması gerektiği, müdafiin bu hakkı sanık yerine kullanamayacağı sonucuna varabilirler. Bu durumun 'makul sürede yargılanma hakkı' üzerinde olumsuz etkileri olabilir. Sanığın duruşmaya gelmediği veya getirilemediği (örneğin kaçak olduğu) durumlarda, mahkeme son sözü sanığa vermek için duruşmayı ertelemek zorunda kalabilir. Bu da, özellikle basit davalarda bile yargılamanın aylarca, hatta yıllarca uzamasına neden olabilir. Dolayısıyla, AYM'nin 'bizzat savunma hakkını' korumak amacıyla verdiği iptal kararı, 'makul sürede yargılanma hakkı' açısından yeni bir soruna yol açma potansiyeli taşımaktadır. Metinde de vurgulandığı gibi, bu hukuki boşluğun, her iki hakkı da dengeli bir şekilde koruyacak yeni bir yasal düzenleme ile bir an evvel doldurulması gerekmektedir. Örneğin, sanığa usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen duruşmaya gelmemesi ve son söz hakkını kullanmayacağını bildirmesi halinde, müdafiinin beyanıyla yetinilebileceğine dair bir düzenleme bu dengeyi sağlayabilir.