Bir Cumhuriyet savcısı, esas hakkında mütalaasını hazırlamak için mahkemeden süre talep etmiştir. Mahkemenin, özellikle tutuklu işlerde, 'sanığın makul sürede yargılanma hakkı' ile savcının 'iddia görevini eksiksiz yerine getirme' yükümlülüğü arasında nasıl bir denge kurması gerekir? Savcının esas hakkında mütalaa vermekten kaçınması durumunda mahkeme davayı hükme bağlayabilir mi? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bu konudaki görüşünü açıklayınız.
Bu durum, ceza muhakemesindeki iki önemli ilkenin çatışmasını gündeme getirir: Sanığın makul sürede yargılanma hakkı (AİHS m. 6, Anayasa m. 36) ve iddia makamının iddia görevini yerine getirmesi (çelişmeli yargılama ilkesi). Mahkemenin bu iki ilke arasında bir denge kurması esastır. CMK m. 190/1, duruşmaya ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilmesini esas alır. Savcının mütalaasını hazırlamak için süre istemesi, özellikle yeni bir delil ortaya çıkmamışsa veya dosya karmaşık değilse, makul sürede yargılanma hakkını ihlal edebilir. Mahkeme, savcının süre talebini değerlendirirken davanın niteliğini, tutukluluk durumunu ve talebin makul bir gerekçeye dayanıp dayanmadığını gözetmelidir. Özellikle tutuklu işlerde, yargılamanın uzaması doğrudan kişi özgürlüğüne bir müdahale olduğundan, mahkemenin daha hassas davranması ve gereksiz ertelemelerden kaçınması gerekir. Savcının esas hakkında mütalaa vermekten kaçınması durumunda ise, metinde atıf yapılan YCGK'nın 27.05.2014 tarihli kararında da belirtilen doktrin görüşüne göre, mahkemenin (yargıcın) savcıyı mütalaa vermeye zorlama yetkisi yoktur. Bu durumda, adaletin gecikmesini ve sanığın haklarının ihlal edilmesini önlemek amacıyla, mahkemenin mütalaa almadan da hüküm kurabilmesi kabul edilmektedir. YCGK, bir başka kararında (29.11.2005 tarihli), savcının soruşturmanın genişletilmesi talebi reddedildiği için mütalaa vermeyeceğini açıkça beyan etmesi üzerine mahkemenin mütalaa almadan hüküm kurmasını hukuka aykırı görmemiştir. Ancak, böyle bir durumun istisnai olması ve mahkemenin öncelikle Cumhuriyet Başsavcılığı'na durumu bildirerek başka bir savcının görevlendirilmesini talep etmesi gibi yolları denemesi, ceza muhakemesi hükmünün kolektif yapısı açısından daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Nihayetinde, sanığın makul sürede yargılanma hakkı ve adaletin geciktirilemeyeceği ilkesi, savcının görevden kaçınması karşısında üstün gelir ve mahkeme, mevcut delillere göre davayı sonlandırabilir.