CMK m. 116'da adli arama için aranan 'somut delillere dayalı kuvvetli şüphe' şartı ile Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 6. maddesinde tanımlanan 'makul şüphe' kavramı arasında nasıl bir hukuki ilişki ve hiyerarşi vardır? 'Arama-elkoyma-genisletilmis' metninde CMK m. 116'daki değişikliğe yönelik eleştiriyi, arama tedbirinin etkinliği ve kişi hak ve hürriyetleri dengesi açısından değerlendiriniz.
Hukuki ilişki ve hiyerarşi açısından, CMK m. 116'da yer alan 'somut delillere dayalı kuvvetli şüphe' şartı, yönetmelikteki 'makul şüphe' kavramından daha üst bir normda yer alır ve daha ağır bir şüphe derecesini ifade eder. Normlar hiyerarşisi gereği, kanun (CMK) yönetmelikten üstündür. Bu nedenle, adli arama kararı verilebilmesi için yönetmelikteki makul şüphe tanımı değil, kanundaki kuvvetli şüphe şartı esas alınmalıdır. 'Makul şüphe', hayatın olağan akışına göre bir suçun işlendiğine dair duyulan mantıklı, akla uygun şüphedir. 'Kuvvetli şüphe' ise, şüphenin olasılık derecesinin çok daha yüksek olduğu, delillerin sanığın suçu işlediğini büyük bir ihtimalle gösterdiği bir durumu ifade eder. 'Somut delillere dayalı' olması ise bu şüphenin soyut tahminlere değil, maddi olgulara (tanık beyanı, kamera kaydı, teknik takip bulgusu vb.) dayanması gerektiğini vurgular. Metindeki eleştiri, bu değişikliğin arama tedbirinin etkinliği ile kişi hak ve hürriyetleri arasındaki dengeyi 'aşırı derecede' kişi hürriyeti lehine, ancak 'kamu yararı ve suçla mücadele etkinliği' aleyhine bozduğu yönündedir. Eleştiriye göre, arama, doğası gereği henüz delillerin tam olarak toplanmadığı bir aşamada, delil elde etmek veya şüpheliyi yakalamak için başvurulan bir tedbirdir. Bu aşamada, neredeyse mahkumiyete yetecek derecede 'kuvvetli şüphe' ve 'somut delil' aranması, arama tedbirini işlevsiz hale getirme riski taşır. Çünkü bu kadar güçlü delil zaten varsa, aramaya gerek kalmadan başka işlemler (gözaltı, tutuklama) yapılabilir. Bu durum, ya kolluğun ve savcılığın arama tedbirine başvurmaktan kaçınmasına ya da kanunun aradığı ağır şartı karşılamayan soyut gerekçelerle talepte bulunup karar almasına yol açabilir ki bu da hukuka aykırıdır. Metin, 'makul şüphe' kavramının arama tedbirinin doğasına daha uygun olduğunu, 'yeterli şüphe' gibi bir ara kavramın dengeyi daha iyi sağlayabileceğini savunarak, mevcut düzenlemenin suçla mücadeleyi zorlaştırdığını ima etmektedir.