Kolluk görevlileri, bir ihbar üzerine gittikleri adreste, şüphelinin elindeki poşeti, usulüne uygun bir arama kararı olmaksızın kontrol etmiş ve içinde uyuşturucu madde bulmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 'ele geçirme işleminin bir arama işlemi değil, kontrol işlemi olduğu' ve Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'na (PVSK) dayandığı gerekçesiyle işlemin hukuka uygun olduğunu savunmuştur. Bu savunmanın, Anayasa m. 20 (Özel Hayatın Gizliliği) ve CMK m. 116, 119 hükümleri karşısındaki geçerliliğini, 'suçüstü-hali' metnindeki Yargıtay kararları ışığında tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #45556

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bu savunması hukuken geçerli değildir. Anayasa'nın 20. maddesi, özel hayatın gizliliğini güvence altına alır ve kişinin üstünün, özel kağıtlarının ve eşyasının ancak usulüne göre verilmiş hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emriyle aranabileceğini belirtir. Şüphelinin elindeki poşet, onun 'eşyası' kapsamındadır ve içini açıp bakmak, hukuken bir 'arama' işlemidir. PVSK'da düzenlenen 'kontrol' veya 'durdurma ve kimlik sorma' yetkisi, kişiye dışarıdan bakarak veya basit sorular sorarak şüpheli bir durumu tespit etmeyi içerir; kişinin rızası olmaksızın eşyasının içine bakma yetkisini vermez. Bu tür bir işlem, CMK m. 116 ve 119'da düzenlenen 'adli arama' niteliğindedir. 'Suçüstü-hali' metnindeki YCGK kararlarında (örn: 28.03.2017 tarihli karar) da benzer durumlarda, ortada bir suçüstü hali veya arama kararı/emri olmaksızın yapılan bu tür 'kontrol'lerin hukuka aykırı bir arama olduğu ve bu yolla elde edilen delillerin (kaçak sigara, uyuşturucu vb.) hükme esas alınamayacağı açıkça vurgulanmıştır. Kolluğun, bir ihbara dayanarak makul şüphe duyması, arama yapma yetkisini değil, CMK m. 119 uyarınca arama kararı/emri talep etme yükümlülüğünü doğurur. Aksi bir yorum, Anayasal güvenceleri ve CMK'nın arama usulünü düzenleyen emredici hükümlerini işlevsiz bırakır.