Anayasa Mahkemesi’nin 22.02.2024 tarihli kararıyla iptal edilen CMK m. 226/4 hükmü, suçun niteliğinin değişmesi halinde yapılacak bildirimin varsa müdafie yapılmasını ve müdafiin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanmasını öngörüyordu. Anayasa Mahkemesi'nin bu hükmü, sanığın 'duruşmada bizzat bulunma' ve 'bizzat savunma yapma' hakları açısından neden 'ölçüsüz' bir sınırlama olarak değerlendirdiğini açıklayınız.
Anayasa Mahkemesi, iptal kararında CMK m. 226/4 hükmünü, Anayasa m. 36'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkına 'ölçüsüz' bir müdahale olarak görmüştür. Bunun temel nedenleri şunlardır: 1. Savunma Hakkının Bizzat Kullanılması İlkesinin İhlali: Savunma hakkı, kural olarak sanığın şahsına sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Yargılamanın konusunu en iyi bilecek kişi sanıktır. Suçun hukuki niteliğinin değişmesi, sanığın daha ağır bir ceza alma veya beklemediği bir suçtan mahkum olma riskini doğurur. Bu kritik aşamada sanığa bizzat savunma yapma imkanı tanımamak, onu yargılamanın en önemli anlarından birinde pasif bir konuma indirger. 2. Feragat İradesinin Aranmaması: Kural, sanığın duruşmada hazır bulunma ve ek savunma yapma hakkından feragat edip etmediğine bakmaksızın, bu hakkın müdafi tarafından kullanılmasını yeterli görmektedir. Oysa adil yargılanma hakkı güvencelerinden feragat, ancak kişinin açık, bilinçli ve hür iradesiyle mümkündür. Müdafiin varlığı, sanığın bu haklarından otomatik olarak vazgeçtiği anlamına gelmez. 3. Ölçülülük İlkesine Aykırılık: Kuralın amacı, yargılamayı hızlandırmak ve makul sürede yargılanma hakkını temin etmektir. Bu, meşru bir amaçtır. Ancak Anayasa Mahkemesi'ne göre bu amaca ulaşmak için seçilen araç (sanığı tamamen sürecin dışında bırakmak), feda edilen hak (bizzat savunma hakkı) ile orantılı değildir. Sanığa usulüne uygun bir tebligat yapılarak ek savunma için makul bir süre tanınması gibi daha hafif tedbirlerle de yargılamanın hızlandırılması mümkündür. Sanığın en temel savunma hakkını tamamen ortadan kaldıran bu düzenleme, 'gereklilik' ve 'orantılılık' alt ilkelerine aykırıdır. Bu nedenlerle AYM, kuralın adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiğine karar vererek iptal etmiştir.