Hukuka aykırı arama sonucu elde edilen bir delilin, Yargıtay 7. Ceza Dairesi Başkanı'nın karşı oyunda belirttiği gibi, sanığa 'usuli güvenceler sağlandığı' ve 'delilin baskı, zorlama veya tuzak gibi yöntemlerle elde edilmediği' gerekçesiyle yargılamada kullanılabilmesi, Türk Ceza Muhakemesi Hukuku'nun hangi temel ilkesiyle çelişir?
Bu yaklaşım, Türk Ceza Muhakemesi Hukuku'nun benimsediği 'mutlak hukuka aykırı delil yasağı' ilkesiyle temelden çelişir. Anayasa m.38/6 ve CMK m.217/2, hukuka aykırı delillerin kullanılmasını, delilin elde ediliş yöntemine (baskı, zorlama vb.) veya güvenilirliğine bakmaksızın, kategorik olarak yasaklamıştır. Yasağın temelinde, delilin kendisi değil, delili elde ederken devletin hukuk kurallarını ihlal etmesi yatar. Yani amaç, 'temiz eller' ilkesi gereği, devleti hukuk içinde kalmaya zorlamaktır. Karşı oyda belirtilen 'delilin güvenilirliği' veya 'adil yargılanmanın bütününün zedelenmemesi' gibi kriterler, AİHM'nin benimsediği 'nispi hukuka aykırı delil' anlayışına aittir. Türk hukuku ise, bu konuda daha katı ve mutlak bir yasaklama rejimi benimsemiştir. Bu nedenle, bu tür bir delilin kullanılması, Anayasa'nın ve CMK'nın açık hükümlerine aykırı olur. (Referans: sucustu-hali-şuphesinin-adli-aramada-actigi-sorunlar)