7269 sayılı Kanun'un 3. maddesi, afete maruz bölgelerde yönetmeliğe aykırı yapılan tehlikeli yapıların, malikine süre verilmesine rağmen düzeltilmemesi halinde 'yıktırılacağını' hükme bağlamaktadır. Bu yıkım kararı, bir idari yaptırım mıdır, yoksa bir güvenlik tedbiri midir? Bu ayrımın hukuki sonuçları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #45487

Bu yıkım kararı, bir idari yaptırım (ceza) olmaktan ziyade, kamu güvenliğini sağlamaya yönelik bir 'güvenlik tedbiri' niteliğindedir. Aradaki fark şudur: İdari yaptırım, geçmişte işlenmiş bir hukuka aykırılığı cezalandırmayı hedefler. Güvenlik tedbiri ise, gelecekte ortaya çıkabilecek bir tehlikeyi önlemeyi amaçlar. Buradaki yıkımın temel amacı, maliki cezalandırmak değil, tehlikeli yapının bir afet anında yıkılarak can ve mal kaybına neden olmasını önlemektir. Bu ayrımın hukuki sonuçları önemlidir. Örneğin, bu bir ceza olmadığı için, 'kanunsuz ceza olmaz' veya 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' gibi ceza hukuku ilkeleri burada birebir uygulanmaz. Tedbir, fiilden değil, yapının yarattığı objektif tehlike durumundan kaynaklanır. Ayrıca, bu tedbirin uygulanması, aynı fiil nedeniyle (örneğin TCK m.184'e göre imar kirliliği) ayrıca bir ceza verilmesine engel teşkil etmez. (Referans: hukuki-perspektifle-depreme-hazirlik-ve-bina-guuvenligi, 7269 s.K. m.3)