CMK m.226/4'ün iptal edilmesiyle, suçun niteliğinin değişmesi halinde duruşmaya gelmeyen sanık hakkında yargılamanın nasıl devam edeceği konusunda bir 'kanuni boşluk' doğmuştur. Bu boşluğun, yargılamaların kilitlenmemesi için nasıl doldurulması gerektiğini, 'makul sürede yargılanma' ve 'savunma hakkı' ilkelerini dengeleyerek tartışınız.
Bu boşluğun doldurulması için dengeli bir yasal düzenleme gereklidir. Olası çözümler şunlar olabilir: 1) Kademeli Bildirim: Öncelikle sanığın bilinen en son adresine ve müdafiine tebligat yapılır. Sanık, makul bir süre içinde mazeretsiz olarak duruşmaya katılmazsa, bu durum 'savunma hakkından zımnen feragat' olarak yorumlanabilir ve müdafiin savunmasıyla yetinilerek yargılamaya devam edilebilir. 2) Sınırlı Vareste Tutma: Sanığın, duruşmalardan vareste tutulma (bağışık tutulma) talebinde bulunurken, suç vasfının değişmesi halinde müdafiinin kendisi adına ek savunma yapmasına açıkça muvafakat ettiğine dair bir beyanının alınması zorunlu hale getirilebilir. 3) Zorla Getirme: Özellikle cezanın ağırlaşma ihtimali yüksekse, sanık hakkında zorla getirme kararı çıkarılması bir seçenek olabilir. Bu çözümler, bir yandan sanığa isnadı öğrenme ve savunma yapma imkanı tanıyarak 'savunma hakkını' korurken, diğer yandan sanığın keyfi olarak duruşmalara katılmayarak yargılamayı sürüncemede bırakmasını engelleyerek 'makul sürede yargılanma hakkını' temin etmeyi amaçlar. Önemli olan, sanığın iradesine saygı gösterirken, adaletin işleyişini de güvence altına alacak bir denge kurmaktır. (Referans: anayasa-mahkemesinin-cmk-m-226-4-u-iptal-karari)