Sanığın masumiyet karinesi (Anayasa m.38/4, AİHS m.6/2) ile hakkında tutuklama kararı verilmesi arasında bir çelişki var mıdır? Bu iki hukuki kavram birbiriyle nasıl bir denge içinde uygulanmalıdır?
Hukuken bir çelişki yoktur, ancak bir gerilim vardır. Masumiyet karinesi, bir kişinin suçluluğu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla ispatlanana kadar masum sayılması gerektiğini ifade eden bir esasa ilişkin ilkedir. Tutuklama ise, yargılamanın sağlıklı yürütülmesini sağlamak (delilleri koruma, sanığın kaçmasını önleme) amacıyla uygulanan geçici bir usuli tedbirdir. Tutuklama, bir ceza veya suçluluğun kabulü değildir. Bu iki kavram arasındaki denge, tutuklama kararının gerekçeleriyle sağlanır. Tutuklama kararı, sanığın 'suçlu olduğu için' değil, 'kuvvetli suç şüphesi altında olduğu ve kaçma/delil karartma gibi nedenlerle yargılamanın selameti için özgürlüğünün geçici olarak kısıtlanması zorunlu olduğu için' verilir. Mahkeme kararının gerekçesinde sanığı peşinen suçlu ilan eden ifadelerden kaçınılması ve kararın sadece CMK m.100'deki usuli nedenlere dayandırılması, bu dengeyi korur ve masumiyet karinesinin ihlal edilmesini önler. (Referans: tutuklama-karari.html)