CMK m. 261, avukatın, müvekkilinin 'açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla' kanun yollarına başvurabileceğini düzenler. Bu 'açık arzuya aykırılık' durumu nasıl tespit edilebilir ve bu kuralın amacı nedir?
Müvekkilin 'açık arzusuna aykırılık' durumu, müvekkilin kanun yoluna başvurulmamasını istediğini net ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde (yazılı veya sözlü olarak) avukatına veya mahkemeye bildirmiş olmasıyla tespit edilebilir. Örneğin, sanığın hüküm sonrası duruşma tutanağına 'hükmü temyiz etmek istemiyorum' şeklinde beyanda bulunması veya avukatına bu yönde yazılı bir talimat vermesi, açık arzuya aykırılık teşkil eder. Bu kuralın amacı, kanun yollarına başvurma hakkının esasen davanın tarafı olan şüpheli/sanık veya katılana ait olduğunu vurgulamaktır. Avukat, bu hakkı müvekkili adına kullanan bir temsilcidir. Kural olarak, avukatın müvekkilinin lehine hareket ettiği varsayılır ve kanun yoluna başvurması beklenir. Ancak müvekkil, çeşitli nedenlerle (daha ağır bir ceza alma riskinden kaçınmak, yargılamayı bir an önce bitirmek istemek vb.) bu hakkı kullanmak istemeyebilir. Bu durumda, vekilin (avukatın) asilin (müvekkilin) iradesine aykırı hareket etmesini önlemek amacıyla bu sınırlama getirilmiştir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/sanigin-vekaletname-cikarmaksizin-mudafi-tayini)