Metinlerde, ceza yargılamasında 'şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo)' ilkesinin soruşturma aşamasında geçerli olmadığı ileri sürülse de, bu ilkenin soruşturma sonunda düzenlenen iddianame üzerindeki dolaylı etkisi nedir?
Teorik olarak 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi, bir ispat ve hüküm kuralı olduğu için kovuşturma aşamasında, yani mahkemenin karar verme anında uygulanır. Soruşturma aşamasında ise 'yeterli şüphe'nin varlığı halinde dava açılır. Ancak, bu ilkenin iddianame üzerinde önemli bir dolaylı etkisi vardır. Cumhuriyet savcısı, soruşturma sonunda delilleri değerlendirirken, bu delillerle kovuşturma aşamasında mahkumiyet kararı alınıp alınamayacağını öngörmek zorundadır. Eğer toplanan deliller, sanığın suçluluğu konusunda makul bir şüpheyi aşamıyorsa ve bu şüphenin kovuşturmada giderilemeyeceği anlaşılıyorsa, savcı bu şüphenin kovuşturmada 'sanık lehine' yorumlanacağını bilir. Bu durumda, mahkumiyetle sonuçlanma ihtimali zayıf olan bir dosyayı mahkemeye taşımanın, hem yargıyı gereksiz meşgul edeceği hem de kişinin lekelenmeme hakkını ihlal edeceği bilinciyle hareket etmelidir. Yani, savcı, 'in dubio pro reo' ilkesini bir öngörü aracı olarak kullanarak, yeterli şüphe seviyesine ulaşmayan, yani kovuşturmada beraatle sonuçlanması kuvvetle muhtemel olan durumlarda iddianame düzenlemekten kaçınmalı ve KYOK kararı vermelidir. Bu, ilkenin soruşturma üzerindeki dolaylı ve 'filtreleyici' etkisidir.