Bir davada, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için hem 4857 sayılı İş Kanunu'nda hem de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda hükümler bulunmaktadır. TBK'daki düzenlemenin işçi lehine olduğu görülmektedir. Bu durumda hangi kanun hükmü uygulanmalıdır? Doktrindeki 'işçi lehine yorum ilkesi' ile 'özel kanun-genel kanun ilişkisi' bu çatışmada nasıl bir rol oynar?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #44181

Bu durumda, kural olarak 'özel kanun' olan 4857 sayılı İş Kanunu hükmü uygulanmalıdır. Hukukun temel ilkelerinden olan 'lex specialis derogat legi generali' (özel kanun, genel kanunu ilga eder/önceler) prensibi gereğince, bir konuda hem genel hem de özel bir kanun hükmü varsa, özel kanun hükmü öncelikle uygulanır. İş Kanunu, iş ilişkileri alanında özel bir kanundur. Doktrindeki 'işçi lehine yorum ilkesi', ancak kanun hükmünün anlamının belirsiz veya yoruma açık olduğu durumlarda veya bir kanun boşluğu bulunduğunda devreye girer. İş Kanunu'nda açık ve net bir düzenleme varken, sırf genel kanun olan TBK'daki hüküm daha lehe diye özel kanun hükmü göz ardı edilemez. Metindeki tartışmalarda da belirtildiği gibi, İş Kanunu'nda belirsiz süreli sözleşmenin usulsüz feshinin sonuçları (ihbar tazminatı) açıkça düzenlendiğinden, TBK m. 439'daki daha lehe görünen hüküm bu durumda uygulanmaz. Özetle, özel kanun önceliği ilkesi, işçi lehine yorum ilkesinden önce gelir.