765 sayılı TCK'nın 494/1. maddesindeki düzenleme ile 5237 sayılı TCK'nın 146. maddesindeki kullanma hırsızlığı arasında, suçun konusu ve failin yükümlülükleri açısından ne gibi temel farklar bulunmaktadır? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/235 sayılı kararında bu farklar nasıl yorumlanmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #44003

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/235 sayılı kararında da belirtildiği gibi, iki kanun arasında önemli farklar vardır: 1) Suçun Konusu: 765 sayılı TCK'da kullanma hırsızlığı yalnızca 'özel ulaşım araçları' için mümkündü. 5237 sayılı TCK m. 146 ise herhangi bir mal ayrımı yapmaksızın tüm 'taşınır mallar' için bu suçun işlenebileceğini kabul etmiştir. Ancak doğal olarak, tüketilen veya yok edilen mallar bakımından bu hüküm uygulanamaz. 2) Failin Yükümlülüğü/Fiili: 765 sayılı TCK, aracın 'zilyedine geri verilmesi veya kolaylıkla bulabileceği bir yere bırakılması' gibi somut bir iade eylemini ararken, 5237 sayılı TCK m. 146, failin malı alırken 'iade etmek amacıyla' hareket etmesini yeterli görmektedir. Yani yeni kanun, failin subjektif kastını (iade niyetini) ön plana çıkarmıştır. Bu, failin henüz malı iade edemeden yakalanması durumunda dahi, iade amacının ispatlanması halinde TCK m. 146'dan yararlanabilmesine olanak tanır.