TCK m. 146'da düzenlenen kullanma hırsızlığı suçunun oluşumu için failin 'iade etme amacı'nın malı aldığı anda mevcut olması gerektiği belirtilmektedir. Yargıtay kararları ve madde gerekçesi ışığında, bu özel kastın varlığının ispatında mahkemenin hangi somut olguları ve karineleri değerlendirmesi gerektiğini, özellikle sanığın suç sonrası davranışlarının bu değerlendirmedeki rolünü analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #44002

Kullanma hırsızlığının (TCK m. 146) en temel unsuru, failin malı alırken mülk edinme kastıyla değil, geçici bir süre kullanıp zilyedine iade etme özel kastıyla hareket etmesidir. Bu subjektif unsurun tespiti, failin iç dünyasıyla ilgili olduğundan zordur ve mahkeme tarafından somut olay verilerine göre değerlendirilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/235 sayılı kararında ve metindeki doktrin atıflarında (Veli Özer Özbek vd.) belirtildiği üzere, mahkeme bu amacı belirlerken şu hususları dikkate almalıdır: 1) Olayın Öncesi ve Sırası: Failin mala ihtiyacının geçici olup olmadığı, kendi imkanlarının bulunup bulunmadığı gibi hususlar. 2) Olayın Özellikleri: Malın alındığı yer, alınma şekli, malın niteliği. 3) Sanığın Suç Sonrası Davranışları: Bu en önemli karinedir. Failin malı kısa bir süre kullandıktan sonra zilyedin kolayca bulabileceği bir yere bırakması, iade için çaba göstermesi veya iade etmesi, iade kastına güçlü bir karine oluşturur. Örneğin, yakıtı bittiği için aracı bırakan failin durumu (YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ, E: 2014/31010), motosikleti tanınmaması için plakasına müdahale edip saklayan faillerin durumundan (CGK - Karar: 2016/235) farklı değerlendirilir. Plakaya müdahale ve saklama, sahiplenme kastını gösterirken, yakıtın bitmesi gibi zorunlu bir nedenle malın bırakılması, iade kastının yokluğunu tek başına ispatlamaz.