Bir taşınmaz, sahte bir 'isim tashihi (ad düzeltme)' mahkeme kararı kullanılarak tapuda başka bir kişi adına tescil ediliyor. Daha sonra bu kişi, taşınmazı bir üçüncü kişiye satıyor. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2015/5667 sayılı kararında, bu üçüncü kişi neden 'ikinci el' olarak değil, 'ilk el' olarak kabul edilmiştir? Bu nitelemenin, TMK m. 1023 korumasından yararlanma açısından sonucu ne olmuştur?
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2015/5667 sayılı kararında, üçüncü kişi 'ilk el' olarak kabul edilmiştir çünkü sahtecilikle tapuyu üzerine geçiren kişiler, bu işlemi doğrudan üçüncü kişiye satış yapmak için bir 'araç' olarak kullanmışlardır. Karardaki mantık şudur: Sahte isim tashihi ile tapuda malik görünen kişiler, aslında hiçbir zaman gerçek malik olmamışlardır. Bu sahte tescil, sadece sonraki satışı yapabilmek için yaratılmış yapay bir adımdır. Asıl hukuki işlem, gerçek malikin iradesi dışında, sahte belgelerle tapu kaydının doğrudan üçüncü kişiye devredilmesidir. Üçüncü kişi, bu sahtecilik zincirinin ilk gerçek faydalanıcısı ve işlem silsilesinin ilk sonucudur. Bu nedenle, tapu sicilindeki yolsuzluğa rağmen hak kazanan klasik bir 'ikinci el' (iyiniyetli alıcı) konumunda değildir. Bu nitelemenin sonucu, bu kişinin TMK m. 1023'teki iyiniyet korumasından yararlanamamasıdır. Çünkü 'ilk el' konumunda olan bir kişinin işlemi, temelden yolsuz bir tescile dayandığı için, iyiniyetli olup olmamasının bir önemi kalmaz. Bu yorum, tapu siciline güven ilkesinin, sahtecilik ve hile yoluyla mülkiyet hakkının gasp edilmesini meşrulaştıracak şekilde geniş yorumlanmasını engellemeyi amaçlar.