Bir ceza davasında, sanık T. için atanan zorunlu müdafi, hükmü temyiz etmiştir. Daha sonra infaz sürecinde sanık T., karardan yeni haberdar olduğunu belirterek kendisi de temyiz mahiyetinde bir dilekçe vermiştir. Ceza Genel Kurulu'nun 2012/110 sayılı kararında bu iki başvuru nasıl birleştirilmiş ve nasıl bir çözüm üretilmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #43989

Ceza Genel Kurulu'nun 2012/110 sayılı kararında, bu durum adil yargılanma ve savunma hakkı çerçevesinde çözülmüştür. Kurul, sanığın kendisine müdafi atandığından haberdar edilmediği için, müdafiin yaptığı temyiz başvurusunun tek başına hukuki sonuç doğurmayacağını, ancak sanığın sonradan verdiği dilekçeyle bu durumu öğrendiğini ve kendisinin de kanun yoluna başvurma iradesi gösterdiğini tespit etmiştir. Üretilen çözüm şudur: Her iki başvuru da geçerli kabul edilmiştir. Müdafiin süresinde yaptığı başvuru, dosyayı temyiz edilebilir statüde tutmuş; sanığın sonradan verdiği dilekçe ise, kendi temyiz iradesini ve temyiz sebeplerini ortaya koymuştur. CGK, bu durumda onama veya bozma kararı vermek yerine, dosyanın Özel Daire'ye geri gönderilmesine karar vermiştir. Gerekçe olarak, sanığın temyiz dilekçesinin de dikkate alınarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu yeni duruma göre ek bir tebliğname düzenlenmesi ve temyiz incelemesinin bu yeni tebliğname ve sanığın kendi ileri sürdüğü sebepler de dikkate alınarak yeniden yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bu, sanığın savunma hakkının tam olarak kullanılmasını sağlayan bir çözümdür.