TCK m. 146'da düzenlenen kullanma hırsızlığının, 5237 sayılı kanun sistematiği içinde 'hırsızlık' suçunun bağımsız bir hali mi, yoksa sadece bir 'nitelikli indirim sebebi' mi olduğunu hukuki olarak tartışınız. Bu nitelendirmenin, suçun vasfının değişmesi ve ek savunma hakkı (CMK m. 226) açısından bir sonucu olur mu?
TCK m. 146, hırsızlık suçunun 'bağımsız bir hali' veya 'suçun vasfını değiştiren' bir norm değildir. Bu, hırsızlık suçu için öngörülmüş özel bir 'nitelikli indirim sebebidir'. Hukuki olarak eylem, hala 'hırsızlık' suçudur. Fail, hırsızlık suçunun tüm maddi ve manevi unsurlarını (başkasına ait taşınır bir malı, zilyedinin rızası olmadan, yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma) gerçekleştirir. Ancak kanun koyucu, failin kastının sadece 'geçici kullanmaya' yönelik olması ve 'iade amacı' taşıması nedeniyle, bu özel durumu daha az cezayı gerektiren bir hal olarak düzenlemiştir. Bu nitelendirmenin CMK m. 226 açısından bir sonucu olmaz. Dava, hırsızlık suçundan (örn. TCK m. 141 veya 142) açılır. Yargılama sonunda mahkeme, TCK m. 146'daki şartların oluştuğuna kanaat getirirse, suçun vasfı değişmediği için sanığa ek savunma hakkı vermesine gerek kalmaz. Çünkü sanık zaten hırsızlık suçuna karşı savunma yapmıştır. Mahkeme, sadece hırsızlık suçundan kurduğu mahkumiyet hükmünde TCK m. 146 uyarınca bir indirim uygular. Eğer dava kullanma hırsızlığından açılıp, yargılamada sahiplenme kastı ortaya çıksaydı, bu durumda da vasıf değişmezdi, sadece indirim şartları ortadan kalkmış olurdu.