Bir ceza davasında, sanık hakkında hem hırsızlık hem de mala zarar verme suçundan dava açılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2014/175 K.), hırsızlık suçunun işlenmesi sırasında bizzat çalınan mala verilen zararın ayrı bir suç oluşturmayacağını belirtmiştir. Bu ilke, Yargıtay 2. Ceza Dairesi Üyeleri N.Ç. ve H.K.'nin aynı karardaki karşı oy gerekçesiyle nasıl bir farklılık arz etmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #43968

Yargıtay 2. Ceza Dairesi Üyeleri N.Ç. ve H.K.'nin karşı oy gerekçesi ile Ceza Genel Kurulu'nun çoğunluk görüşü aslında aynı sonuca varmakta, ancak farklı bir terminoloji veya vurgu kullanmaktadırlar. Karşı oy, 'mala zarar verme fiilinin maddi ve manevi unsurlarının bu suçun (hırsızlığın) içerisinde eridiğini' belirterek, mala zarar vermenin, hırsızlık suçunun işlenmesi için zorunlu bir araç fiil olduğunu ve hırsızlık suçu tarafından tüketildiğini savunur. Bu, 'tüketen-tüketilen norm' veya 'bileşik suç' mantığına yakın bir yaklaşımdır. Ceza Genel Kurulu'nun çoğunluk kararı da aynı sonuca ulaşarak, 'ayrıca mala zarar verme suçundan da ceza verilmemesi gerektiğini' ve bu durumun TCK m. 61 uyarınca temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınması gerektiğini belirtir. Aradaki ince fark, karşı oyun bu durumu daha çok suçun unsurları içinde 'erime' olarak görmesi, CGK kararının ise eylemin tek bir suç (hırsızlık) oluşturduğunu ancak zararın cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınması gerektiğini vurgulamasıdır. Sonuç olarak her iki görüş de, bu durumda iki ayrı suçtan ceza verilemeyeceği konusunda hemfikirdir. CGK kararına itiraz eden Başsavcılığın görüşü de bu yöndedir ve CGK bu itirazı kabul etmiştir.