Kullanma hırsızlığına konu olan bir otomobil ile kaza yapılması ve aracın hasar görmesi durumunda, failin sorumluluğu nasıl belirlenmelidir? TCK m. 146'nın uygulanması ile 'mala zarar verme' suçu arasındaki ilişkiyi bu somut olay üzerinden tartışınız.
Bu durumda failin sorumluluğu, kastının ve eylemlerinin niteliğine göre belirlenir ve genellikle iki suçun bir arada değerlendirilmesini gerektirir. 1) Kullanma Hırsızlığı (TCK m. 146): Failin başlangıçtaki kastı, aracı sadece geçici olarak kullanıp iade etmekse, kullanma hırsızlığının sübjektif unsuru gerçekleşmiş olabilir. Ancak, aracın hasarlı olarak iade edilmesi, tam bir iadenin gerçekleşmediği anlamına gelir. Bu durumda, failin kısmi iade nedeniyle etkin pişmanlık (TCK m. 168) hükümlerinden yararlanması daha olasıdır. Hakim, failin başlangıçtaki kastını (iade mi, sahiplenme mi) somut delillere göre değerlendirecektir. Eğer iade kastı ispatlanamazsa, eylem basit hırsızlık olarak kalır. 2) Mala Zarar Verme (TCK m. 151): Kaza sonucu aracın hasar görmesi, ayrı bir 'mala zarar verme' suçu oluşturur. Bu durum, CGK'nın 2014/175 sayılı kararındaki durumdan farklıdır. Orada zarar, hırsızlık suçunun işlenmesi için zorunlu bir eylemle (kontak kırma) oluşmuştu. Trafik kazası ise hırsızlık suçunun doğal veya zorunlu bir unsuru değildir; bağımsız bir fiildir. Eğer kaza, failin 'kasıtlı' bir eylemiyle (örn. bilerek duvara çarpması) olmuşsa kasten mala zarar verme, 'taksirli' bir eylemiyle (dikkatsizlik) olmuşsa taksirle mala zarar verme (eğer kanunda özel bir düzenleme varsa, genellikle trafik mevzuatında idari para cezası ve tazminat sorumluluğu doğurur, TCK'da genel bir taksirle mala zarar verme suçu yoktur) söz konusu olur. Sonuç olarak, fail büyük olasılıkla hırsızlık (etkin pişmanlık uygulanabilecek) ve kasten işlenmişse ayrıca mala zarar verme suçlarından sorumlu tutulacaktır. TCK m. 146'nın uygulanması ise, hasarın varlığı nedeniyle zora girecektir.