Kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik nedeniyle açılan bir tapu iptal ve tescil davasında, davacının zilyetliğine 'eklemeli zilyetlik' hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki zilyet ile davacı arasında nasıl bir hukuki ilişki bulunmalıdır? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/1090 sayılı kararında, tarafların yakın akraba olması ve taşınmazın davalı tarafından fiilen kullanılması zilyetliğin devri açısından nasıl yorumlanmıştır?
TMK m. 996'da düzenlenen eklemeli zilyetliğin uygulanabilmesi için, önceki zilyet ile sonraki zilyet arasında zilyetliğin devrini amaçlayan geçerli bir hukuki ilişki (satış, bağış, miras gibi) bulunmalıdır. Bu devir, zilyetlikte bir kesinti olmadığını ve zilyetliğin aynı sıfatla devam ettiğini gösterir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/1090 sayılı kararında, davacının (yenge) davalıdan (kayınbirader) taşınmaz payını haricen satın aldığı, ancak yurt dışında yaşadığı ve taşınmazı fiilen davalının kullanmaya devam ettiği bir olayda, zilyetliğin devredildiği kabul edilmiştir. Kararın mantığı şudur: Taraflar arasındaki yakın akrabalık ilişkisi ve davacının yurt dışında olması nedeniyle, davalının fiili kullanımı, kendi adına bir zilyetlik (asli zilyetlik) değil, davacı adına sürdürülen bir 'fer'i zilyetlik' olarak yorumlanmıştır. Davalının zilyetliği, malik sıfatıyla değil, davacının izni ve bilgisi dahilinde bir kullanım olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle, satışla birlikte zilyetliğin de hukuken davacıya geçtiği ve davalının fiili kullanımının davacının zilyetliğini kesintiye uğratmadığı sonucuna varılmıştır. Bu yorum, zilyetliğin sadece fiili hakimiyetten ibaret olmadığını, iradi unsuru da içerdiğini göstermektedir.