Cumhuriyet savcısının, soruşturma sonunda hazırladığı iddianamede, 'hayatın olağan akışına aykırı', 'pek muhtemel' gibi soyut ve sübjektif ifadelere yer vermesi, iddianamenin geçerliliğini ve yargılamanın sıhhatini nasıl etkiler? 'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi bu bağlamda nasıl bir rol oynar?
'Hayatın olağan akışına aykırılık' gibi soyut ve sübjektif değerlendirmeler, somut delillere dayanmayan bir ithamın göstergesidir ve ispat hukukunda yeri yoktur. İddianame, CMK m. 170 uyarınca, şüpheyi haklı gösterecek 'yeterli delile' ve bu delillerle fiil arasında kurulmuş somut bir bağa dayanmalıdır. Savcının, delil eksikliğini 'başka türlü mümkün olamayacağından' gibi varsayımlarla doldurmaya çalışması, iddianamenin iadesi (CMK m. 174) için bir gerekçe oluşturur. Çünkü bu durum, suçun işlendiğine dair yeterli şüphenin oluşmadığını gösterir. 'Şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesi, temel olarak kovuşturma aşamasında, yani mahkemenin hüküm kurma aşamasında uygulanan bir ilkedir. Ancak, soruşturma evresinin amacı da bu şüpheyi kovuşturma evresine taşımaya yetecek düzeyde gidermektir. Yeterli şüpheye ulaşılamayan, varsayımlara dayalı bir dosyanın iddianameye dönüştürülerek mahkemenin önüne getirilmesi, savcılığın 'filtreleme' görevini yerine getirmediği anlamına gelir ve lekelenmeme hakkını ihlal eder. Mahkeme, bu tür bir iddianameyi, kovuşturma aşamasında beraatle sonuçlanacağı aşikar olduğu için iade etmelidir.