6352 sayılı Kanun ile CMK m.101/2'de yapılan değişiklikle, tutuklama kararlarında 'kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını ve tedbirin ölçülü olduğunu gösteren delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi' zorunluluğu getirilmiştir. Makale yazarına göre, bu değişikliğin uygulamadaki yansıması ne olmuştur ve bu durumun temel sebebi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #42497

Makale yazarına göre, 6352 sayılı Kanunla CMK m.101/2'de yapılan ve tutuklama kararlarının gerekçelendirilmesini daha sıkı kurallara bağlayan bu önemli değişikliğe rağmen, uygulamada beklenen iyileşme sağlanamamıştır. Değişikliğin uygulamadaki yansıması şu şekilde olmuştur: * **Gerekçelerin Şekil Değiştirmesi:** Değişiklikten önce 'mevcut delil durumu' gibi tamamen soyut ve basmakalıp gerekçeler kullanılırken, değişiklikten sonra bu gerekçeler yerini 'iletişim tespit tutanakları, kamera görüntüleri, tanık beyanları' gibi delillerin sadece isminin sayıldığı, ancak bu delillerin şüpheyi, tutuklama nedenini ve ölçülülüğü nasıl somutlaştırdığını açıklamayan, yine özünde soyut kalan gerekçelere bırakmıştır. Yani, gerekçeler içerik olarak derinleşmemiş, sadece şekil değiştirmiştir. * **Keyfiliğin Devamı:** Uygulayıcılar (hakimler ve mahkemeler), kanunun ruhuna ve lafzına uygun şekilde somut olgulara dayalı, ikna edici ve denetlenebilir gerekçeler oluşturmak yerine, kanunun getirdiği yeni kalıpları doldurarak keyfi uygulamaları sürdürme eğiliminde olmuşlardır. Bu durum, kuvvetli suç şüphesinin varlığına kanaat getiren kararların keyfiliğe yol açtığı yönündeki eleştiriyi devam ettirmiştir. **Bu Durumun Temel Sebebi:** Makaledeki genel yaklaşımdan hareketle temel sebep, kanun metinlerindeki değişikliklerin tek başına yeterli olmaması, asıl sorunun 'uygulama zihniyeti' ve 'hukuk kültürü' ile ilgili olmasıdır. Uygulayıcıların, tutuklamayı bir tedbir yerine peşin bir ceza gibi görme eğilimi, denetim eksikliği ve kanunların lafzını aşan yorumlarla yetinme alışkanlığı, yapılan kanun değişikliklerinin etkisiz kalmasına neden olmaktadır. Yazar, bu durumu 'işin uygulayıcıya düştüğünü' belirterek ve Prof. Dr. Feridun Yenisey'in araştırmasına atıf yaparak (savcıların %97'sinin gerekçesiz talepte bulunması, hakimlerin de %97 oranında bu talepleri kabul etmesi), sorunun yasal metinden çok yargı pratiğinde yattığını vurgulamaktadır. (Kaynak: ceza-muhakemesi-hukukumuzda-bir-uygulama-sorunu-tutuklama.html)