Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun, yerel mahkemece mahkumiyet hükmü verildikten sonra temyiz ve istinaf aşamalarında geçen sürenin CMK m.102'deki azami tutukluluk sürelerinin hesabına dahil edilmeyeceği yönündeki içtihadını ('hükmen tutukluluk' kavramı), CMK'nın sistematiği ve 'kovuşturma' tanımı (CMK m.2) açısından eleştirel bir şekilde değerlendiriniz. Bu içtihadın sanık hakları üzerindeki potansiyel olumsuz etkisi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #42496

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (örneğin 2011/42 K. sayılı kararı), bir sanığın yerel mahkemede mahkumiyet hükmü aldıktan sonra 'hükmen tutuklu' sayılacağı ve bu tarihten sonra kanun yolu (temyiz/istinaf) aşamasında geçen sürenin CMK m.102'deki azami tutukluluk sürelerinden sayılmayacağı yönündeki içtihadı, makalede de eleştirildiği üzere CMK sistematiği ile çelişmektedir. **CMK Sistematiği Açısından Eleştirisi:** 1. **'Kovuşturma' Tanımı:** CMK m.2/f'ye göre kovuşturma evresi, 'iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi' ifade eder. Bu tanıma göre, kanun yolu aşaması (istinaf ve temyiz) açıkça kovuşturma evresinin bir parçasıdır. Dolayısıyla, bu aşamada geçen sürenin, tutukluluk sürelerinin hesaplandığı kovuşturma evresinden ayrı tutulması kanunun açık tanımına aykırıdır. 2. **'Hükmen Tutukluluk' Kavramının Yasal Dayanağının Olmaması:** CMK'da 'hükmen tutukluluk' adında ayrı bir hukuki statü veya kavram tanımlanmamıştır. Tutuklama, hüküm kesinleşinceye kadar devam eden bir koruma tedbiridir. Yargıtay'ın bu yorumu, kanunda olmayan bir kavram yaratarak kanun koyucunun iradesi dışına çıkmakta ve kıyas yoluyla sanık aleyhine bir uygulama getirmektedir. 3. **Masumiyet Karinesinin İhlali:** Bir hükmün yerel mahkemece verilmiş olması, o hükmün kesinleştiği anlamına gelmez. Kanun yolu denetimi sonucunda hüküm bozulabilir veya sanık beraat edebilir. Bu nedenle, henüz kesinleşmemiş bir mahkumiyet hükmüne dayanarak sanığın tutukluluğunu 'infaz benzeri' bir statüye sokmak, masumiyet karinesini zedeler. Tutukluluğun dayanağı, hüküm kesinleşene kadar CMK m.100'deki şartlardır, mahkumiyet kararı değil. **Sanık Hakları Üzerindeki Olumsuz Etkisi:** Bu içtihat, CMK m.102'de öngörülen ve kişi özgürlüğünü korumayı amaçlayan azami tutukluluk sürelerini fiilen işlevsiz kılmaktadır. Özellikle kanun yolu incelemelerinin yıllarca sürdüğü bir yargı sisteminde, bir sanığın kanunda öngörülen azami sürelerin (örneğin ağır cezalık işlerde toplam 5 yıl) çok daha üzerinde, belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden mahrum kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına (Anayasa m.19, AİHS m.5) ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir. Makalede, bu içtihadın aksine karar veren Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin istisnai kararına da dikkat çekilerek, doğru olanın kanun yolu aşamasında geçen sürenin de azami tutukluluk süresine dahil edilmesi olduğu vurgulanmaktadır. (Kaynak: ceza-muhakemesi-hukukumuzda-bir-uygulama-sorunu-tutuklama.html)