Bilişim yoluyla nitelikli dolandırıcılık (TCK m.158/1-f) suçunda 'hile' unsurunun varlığı için 'sadece yalan söylemek' neden yeterli kabul edilmemektedir? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (CGK-K.2022/506) atıf yapılan kararında belirtildiği üzere, yalan beyanların 'hileli davranış' sayılabilmesi için hangi ek niteliklere sahip olması gerekmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #42425

Yargıtay içtihatlarına göre, dolandırıcılık suçunun unsuru olan 'hile'nin oluşumu için 'mücerret yalan' yani basit, soyut bir yalan beyan yeterli değildir. Hukuki işlemlerde ve sözleşmelerde tarafların bir dereceye kadar birbirlerinin beyanlarını araştırma ve teyit etme yükümlülüğü olduğu kabul edilir. Yalan beyanların TCK anlamında 'hileli davranış' olarak kabul edilebilmesi için şu ek nitelikleri taşıması gerekir: 1. **Yoğunluk ve Güç:** Yalan, muhatabın (mağdurun) inceleme, araştırma ve şüphelenme eğilimini etkisiz bırakacak, onu kandırabilecek yoğunluk ve güçte olmalıdır. Yani yalanın nitelikli olması gerekir. 2. **Doğruluğunu Kabul Ettirebilme Yeteneği:** Failin yalan beyanları, mağduru bu beyanların doğruluğuna inandıracak ve onu aldatacak bir kurgu içinde sunulmalıdır. Örneğin, sahte bir internet sitesi tasarımı, kurumsal kimlik unsurlarının taklit edilmesi gibi. 3. **Dış Hareketlerle Desteklenme:** Yalan, genellikle birtakım dış, maddi hareketlerle desteklenmelidir. İnternet dolandırıcılığında bu, sahte bir ilan oluşturmak, sahte kullanıcı yorumları düzenlemek, sahte bir web sitesi kurmak gibi eylemler olabilir. Bu dış hareketler, yalana inandırıcılık katar ve mağdurun iradesini sakatlar. Yargıtay CGK (K.2022/506), hileli davranışın varlığının olaysal olarak; olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi ve kullanılan araçların nitelikleri (örneğin internet sitesinin profesyonelliği) dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. (Kaynak: bilisim-yoluyla-sosyal-medya-ve-internet-dolandiriciligi-sucu-cezasi.html)