Seri muhakeme usulünü düzenleyen CMK m.250 uyarınca Cumhuriyet savcısının 'temel cezayı belirleme' yetkisi ile asliye ceza mahkemesinin bu belirleme üzerindeki 'sınırlı denetim' yetkisi, Anayasa'nın 9. maddesinde güvence altına alınan 'yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılması' ilkesi açısından nasıl bir anayasallık sorunu doğurmaktadır?
Makaledeki analize göre, CMK m.250'de düzenlenen seri muhakeme usulü, Anayasa m.9 ile ciddi bir gerilim yaratmaktadır. Sorun şu noktalarda toplanmaktadır: 1. **Yargı Yetkisinin Devri:** Anayasa m.9 uyarınca yargı yetkisi, yani bir uyuşmazlığı karara bağlama ve ceza tayin etme yetkisi, münhasıran mahkemelere aittir. Seri muhakeme usulünde ise Cumhuriyet savcısı, TCK m.61/1'deki esasları dikkate alarak temel cezayı belirlemekte ve yarı oranında indirim uygulayarak sonuç yaptırımı tespit etmektedir. Mahkemenin rolü ise büyük ölçüde bu talebi usul yönünden (eylemin katalog suç olup olmadığı, şüphelinin usule rıza gösterip göstermediği gibi) denetlemekle sınırlı kalmaktadır. Mahkemenin, savcının belirlediği yaptırımın esasını (örneğin cezanın bireyselleştirilmesindeki isabeti) maddi gerçeğe ilişkin bir inceleme yapmadan onaylaması veya reddetmesi, yargı yetkisinin yürütme organının bir parçası olan savcılığa devredildiği eleştirisini doğurmaktadır. 2. **Mahkemenin Rolünün Noterliğe İndirgenmesi:** Mahkemenin, maddi gerçeği araştırma (delil toplama, tanık dinleme vb.) yetkisini kullanmadan, sadece savcının hazırladığı talepnameyi şekli bir incelemeyle onaylaması, onu bir 'hüküm kuran' yargı organı olmaktan çıkarıp, savcılık işlemini tasdik eden bir 'noter' konumuna indirgeme riski taşır. Bu durum, 'bağımsız ve tarafsız mahkeme' ilkesinin özünü zedelemektedir. Yazar, bu düzenlemenin mahkemelerin iş yükünü azaltma amacı taşısa da, bu amacın Anayasal bir ilkeyi feda ederek gerçekleştirilemeyeceğini ve tehlikeli bir amaç olduğunu vurgulamaktadır. (Kaynak: seri-muhakeme-usulunun-izahi.html)