Bir davada, davalı olarak gösterilen tarafın dava ehliyeti yoktur (örneğin kısıtlıdır). Davacı, bu durumu yargılama sırasında fark edip, davayı kısıtlının vasisine yöneltmek istemiştir. Bu işlem, HMK açısından doğru bir usul müdür? Mahkeme ne yapmalıdır?
Hayır, bu işlem HMK açısından doğru bir usul değildir. Burada karıştırılan iki kavram 'taraf ehliyeti' ve 'temsilde hata'dır. - Taraf Ehliyeti: Bir kişinin davada davacı veya davalı olabilme ehliyetidir ve hak ehliyetine bağlıdır. Kısıtlının taraf ehliyeti vardır. Yani dava, kısıtlıya karşı (onun adına) doğru bir şekilde açılmıştır. - Dava Ehliyeti ve Temsil: Kısıtlının dava ehliyeti yoktur. Bu nedenle davada, kanuni temsilcisi olan 'vasisi' tarafından temsil edilmesi gerekir. Tebligatların vasiye yapılması, beyanların vasiden alınması gerekir. Somut olayda, davalı doğru gösterilmiştir (kısıtlının kendisi), ancak onun yasal temsilcisi (vasi) usule dahil edilmemiştir. Bu durum, 'taraf değişikliği' değil, 'temsilde hata' veya 'temsilci eksikliği'dir. Mahkemenin yapması gereken, davayı vasisine yöneltmek değil (çünkü dava zaten doğru kişiye karşı açılmıştır), kısıtlıyı davada temsil etmesi için vasisine usulüne uygun olarak tebligat yapmak, onu davadan haberdar etmek ve yargılamaya bu şekilde devam etmektir. Eğer vasi, husumete izin almamışsa, bu izni alması için süre verilmelidir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-50-taraf-ehliyeti.html ve genel hukuk bilgisi)