Yabancı uyruklu sanıkların, ikinci derece askeri yasak bölgelere gizlice veya hile ile girmeleri halinde TCK m.332'deki suç mu, yoksa 2565 sayılı Kanun'un 26. maddesindeki suç mu oluşur? Bu iki hüküm arasındaki 'özel içtima hükmü' ilişkisini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #41140

Bu durumda, kural olarak TCK m.332'de düzenlenen daha ağır olan 'Askerî Yasak Bölgelere Girme Suçu' oluşur. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında (örn: 2017/1405 K.) belirtildiği üzere, bu iki hüküm arasında bir 'özel içtima hükmü' ilişkisi vardır. 2565 sayılı Kanun'un 26. maddesi, ikinci derece askeri yasak bölgelere ve güvenlik bölgelerine ilişkin esaslara uymama fiillerini düzenlerken, 'fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde' ifadesini kullanır. Bu ifade, eğer failin eylemi, daha ağır bir suç olan TCK m.332'nin unsurlarını (yani 'gizlice veya hile ile' girme) taşıyorsa, özel kanundaki hafif hükmün değil, genel kanundaki (TCK) ağır hükmün uygulanacağını gösterir. Bu bir 'tüketen-tüketilen norm' ilişkisidir. Dolayısıyla: - Yabancı uyruklu sanık, ikinci derece askeri yasak bölgeye 'gizlice veya hile ile' girerse, eylemi daha ağır olan TCK m.332'deki suçu oluşturur. - Yabancı uyruklu sanık, aynı bölgeye hile veya gizlilik olmaksızın, aleni bir şekilde girerse, eylemi daha hafif olan ve özel olarak bu durumu düzenleyen 2565 sayılı Kanun'un 26. maddesindeki suçu oluşturur. Bu ayrım, kanun koyucunun eylemin işleniş biçimindeki haksızlık içeriğine göre farklı cezalar öngörmesinin bir sonucudur. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-332-askeri-yasak-bolgelere-girme-sucu.html)