Türk hukuk sisteminde 'askeri yasak bölgelerin' ve 'güvenlik bölgelerinin' kurulması ve sınırlarının belirlenmesi, kanunla mı yoksa idari bir işlemle mi yapılır? Bu durumun, Anayasa m.38'deki 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi ve bu ilkenin bir sonucu olan 'belirlilik' kuralı açısından bir ihlal oluşturup oluşturmadığını tartışınız.
2565 sayılı Kanun'a göre, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgelerinin kurulması, kaldırılması veya sınırlarının değiştirilmesi, Genelkurmay Başkanlığı'nın lüzum göstermesi üzerine 'Bakanlar Kurulu kararı' (günümüzdeki karşılığı Cumhurbaşkanı kararı) gibi bir 'idari işlem' ile yapılır. Yani, suçun konusunu oluşturan coğrafi alan, kanunla değil, idari bir kararla belirlenir. Bu durum, ilk bakışta Anayasa m.38'deki kanunilik ve belirlilik ilkelerine aykırı gibi görünebilir. Çünkü suçun maddi unsurlarından biri olan 'yer', bir kanunla değil, idarenin takdirine bağlı bir işlemle somutlaşmaktadır. Ancak Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında (örn: 2015/7346 K.) ve Anayasa Mahkemesi'nin görüşlerinde bu durumun Anayasa'ya aykırı olmadığı kabul edilmektedir. Gerekçesi şudur: Kanun koyucu, suçun temel tanımını, unsurlarını ve cezasını kanunla (TCK m.332, 2565 s.K. m.24-26) belirlemiştir. Yani suç, kanunla tanımlanmıştır. Ancak, suç konusunun (yasak bölge sınırlarının) tespiti, teknik bilgi, askeri gereklilikler, coğrafi şartlar gibi değişken ve uzmanlık gerektiren unsurlara bağlıdır. Yasama organının bu değişken ve teknik ayrıntıları kanunla tek tek düzenlemesi pratik olarak mümkün değildir. Bu nedenle kanun koyucu, 'çerçeve kanun' ilkesi uyarınca, suçun ana hatlarını çizip, temel ilkeleri belirledikten sonra, bu çerçevenin içini doldurma, yani sınırları belirleme yetkisini idareye bırakmıştır. İdarenin bu kararlarının Resmi Gazete'de yayımlanarak 'bilinebilir ve öngörülebilir' hale getirilmesi koşuluyla, bu durumun belirlilik ilkesini ihlal etmediği kabul edilmektedir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-332-askeri-yasak-bolgelere-girme-sucu.html)