Nüfuz ticareti suçunda (TCK m.255) failin, üzerinde nüfuz sahibi olduğunu söylediği kamu görevlisi üzerinde 'gerçekten' bir nüfuza sahip olması şart mıdır? Failin böyle bir nüfuzu olmadığı halde varmış gibi davranarak menfaat temin etmesi hangi suçu oluşturur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #41098

Bu konu, nüfuz ticareti ile dolandırıcılık suçunun en kritik ayrım noktasıdır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2018/3442 E., 2019/4360 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, nüfuz ticareti suçunun oluşması için failin ilgili kamu görevlisi üzerinde 'gerçekten bir nüfuz sahibi olması' veya en azından işi yaptırabilecek bir potansiyelinin bulunması, her iki tarafın da bu zeminde anlaşması gerekir. Eğer failin, üzerinde nüfuz sahibi olduğunu söylediği kamu görevlisi ile hiçbir ilişkisi, tanışıklığı veya etkisi yoksa ve bu durumu sadece karşı tarafı aldatmak için bir 'hile' olarak kullanıyorsa, eylem nüfuz ticareti suçunu değil, dolandırıcılık suçunu oluşturur. Çünkü bu durumda, menfaat sağlayan kişinin iradesi, failin yalan beyanlarıyla 'sakaplanmıştır'. Kişi, failin gerçekten bir nüfuzu olduğuna inandığı için, yani aldatıldığı için menfaati vermektedir. Bu, dolandırıcılık suçunun tipik 'hileli hareketlerle aldatma' unsurunu oluşturur. Nüfuz ticaretinde ise aldatma değil, iki tarafın da farkında olduğu hukuka aykırı bir 'anlaşma' esastır. Dolayısıyla, failin gerçekte bir nüfuzu yoksa ve sadece 'duman satıyorsa', eylem TCK m.158/2'deki hatır dolandırıcılığı olacaktır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/hatir-dolandiriciligi-ve-nufuz-ticareti-suclari)