Bir sanık, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan (TCK m.299) yargılanırken, eyleminin Anayasa ve AİHS tarafından korunan 'ifade özgürlüğü' ve 'eleştiri hakkı' kapsamında kaldığını savunmuştur. Mahkeme, bir ifadenin eleştiri mi yoksa hakaret mi olduğunu belirlerken hangi kriterleri göz önünde bulundurmalıdır? Yargıtay içtihatları bu konuda nasıl bir denge kurmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #41092

Mahkeme, bir ifadenin eleştiri mi yoksa hakaret mi olduğunu belirlerken, ifade özgürlüğü ile kişilerin (bu olayda Cumhurbaşkanının) şeref ve saygınlığı hakkı arasında bir denge kurmak zorundadır. Yargıtay içtihatları ve AİHM kararlarına göre göz önünde bulundurulması gereken kriterler şunlardır: 1) İfadenin Niteliği: İfade, bir değer yargısı mı, yoksa somut bir olgu isnadı mıdır? Gerçekliği ispatlanamayan aşağılayıcı olgu isnatları (örn: 'hırsız') hakarete daha yakındır. 2) Kullanılan Üslup: İfade, kaba bir sövme, küfür veya kişiyi küçük düşürücü, aşağılayıcı bir dil içeriyor mu? Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilmez. 3) Kamu Yararı ve Bağlam: İfade, kamuoyunu ilgilendiren bir tartışmaya katkı sağlıyor mu? Siyasi eleştirilerde ifade özgürlüğünün sınırları daha geniştir. Siyasiler ve üst düzey kamu görevlileri, sıradan vatandaşlara göre daha ağır eleştirilere katlanmak zorundadır. 4) Orantılılık: İfade, 'kırıcı, şok edici veya rahatsız edici' olabilir, ancak bu durum ifadenin hakarete dönüşmesi için tek başına yeterli değildir. İfadenin, hedef aldığı kişinin şeref ve saygınlığına orantısız bir saldırı niteliğinde olmaması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2009/253 K. sayılı kararında belirtildiği gibi, ifadenin 'toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre' kişinin sosyal değerini sarsıcı olup olmadığına bakılmalıdır. Basit bir saygısızlık veya ağır eleştiri hakaret sayılmazken, sloganik, aşağılayıcı ve onur kırıcı ifadeler hakaret suçunu oluşturur. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/cumhurbaskanina-hakaret-sucu-cezasi-tck-299/)