Bir kimsenin, rüşvet talep eden bir kamu görevlisini suçüstü yakalatmak amacıyla, polisle işbirliği yaparak rüşvet veriyormuş gibi davranması ve parayı teslim ederken kamu görevlisinin yakalanmasını sağlaması durumunda, rüşvet suçunun hukuki niteliği ne olur? Bu kişinin eylemi rüşvet verme suçunu oluşturur mu?
Bu durumda, kamu görevlisinin eylemi 'rüşvete teşebbüs' (TCK m.252/4) suçunu oluşturur, tamamlanmış rüşvet suçu oluşmaz. Rüşvet veren gibi davranan kişinin eylemi ise suç teşkil etmez. Bunun hukuki gerekçesi 'rüşvet anlaşması'nın yokluğudur. Rüşvet suçunun tamamlanabilmesi için, tarafların rüşvet alma ve verme konusunda serbest iradeleriyle uyuşmaları, yani gerçek bir 'rüşvet anlaşması' yapmaları gerekir. Somut olayda, rüşvet veren gibi görünen kişinin rızası gerçek bir rıza değildir; amacı rüşvet vermek değil, faili yakalatmaktır. Bu tür durumlardaki rıza, doktrinde 'görünüşteki rıza' veya 'biçimsel rıza' olarak adlandırılır. Karşı tarafın rızası fesada uğratıldığı veya gerçek olmadığı için, iki tarafın iradesinin birleştiği bir anlaşmadan söz edilemez. Anlaşma unsuru gerçekleşmediği için rüşvet suçu tamamlanamaz. Ancak, rüşvet talep eden kamu görevlisinin kastı ve eylemi suç işlemeye yöneliktir. Anlaşma, karşı tarafın gerçek iradesinin olmaması nedeniyle sağlanamadığından, kamu görevlisinin fiili, TCK m.252/4'te düzenlenen 'kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi' kapsamına giren bir teşebbüs hali olarak kalır. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/rusvet-sucu-cezasi-nedir.html)