Kanun Teklifi'nde yer alan, 'kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu'nun CMK m.100'deki katalog suçlar arasına alınması önerisinin, tutuklama tedbirinin uygulanması üzerindeki pratik etkisi ne olacaktır? Bu düzenlemenin tek başına tutuklamayı zorunlu kılmadığını, 'ölçülülük' ve 'gerekçelilik' ilkeleri bağlamında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #41044

Kadına karşı işlenen kasten yaralama suçunun CMK m.100/3'teki katalog suçlar arasına alınması, bu suç işlendiğinde bir tutuklama nedeninin (kaçma, delil karartma vb.) 'var sayılmasına' olanak tanır. Yani, hakim bu suç şüphesiyle önüne gelen bir dosyada, ayrıca bir tutuklama nedeninin varlığını araştırmadan, tutuklama nedeninin kanunen var olduğunu kabul edebilir. Ancak bu, tutuklamanın otomatik veya zorunlu olduğu anlamına gelmez. Tutuklama kararı verilebilmesi için diğer şartların da bulunması gerekir: 1) Kuvvetli Suç Şüphesi: Failin suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe gösteren somut delillerin varlığı (CMK m.100/1). 2) Ölçülülük: Somut olayda tutuklamanın orantılı bir tedbir olması. Eğer adli kontrol tedbirleri yeterli olacaksa, tutuklama kararı verilmemelidir (CMK m.101/1). Bu düzenleme, hakimin ölçülülük denetimi yapma ve adli kontrolü öncelikli olarak değerlendirme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. 3) Gerekçelilik: Hakim, tutuklama kararı veriyorsa, neden adli kontrolün yetersiz kaldığını somut gerekçeleriyle kararında açıklamak zorundadır (CMK m.101/1). Sonuç olarak, bu düzenleme tutuklama kararı verilmesini kolaylaştırsa da, tek başına zorunlu kılmaz. Hakim yine de her somut olayda kuvvetli şüpheyi, ölçülülüğü ve gerekçeliliği değerlendirmek zorundadır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/tck-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi)