Polisin, PVSK m.4/A'ya dayanarak 'umma derecesinde makul şüphe' ile durdurduğu bir kişinin üzerinde yaptığı 'yoklama suretiyle kontrol' (kaba üst araması) sırasında suç unsuru bir madde bulması durumunda, bu delilin hukuki geçerliliği Anayasa m.20/2 ve m.38/6 karşısında nasıl değerlendirilmelidir? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bu konudaki yaklaşımını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #41001

Bu durum, hukuk sistemimizde ciddi bir tartışma konusudur. Anayasa m.20/2, usulüne göre verilmiş hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri olmadıkça kimsenin üstünün aranamayacağını, Anayasa m.38/6 ise hukuka aykırı bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini belirtir. PVSK m.4/A ise polise, durdurduğu kişi üzerinde silah veya tehlike oluşturan eşya bulunduğuna dair yeterli şüphe varsa, 'gerekli tedbirleri' alma yetkisi verir. Bu tedbir, uygulamada 'yoklama suretiyle kontrol' olarak adlandırılan kaba üst aramasıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 04.12.2018 tarihli ve 2018/604 K. sayılı kararında olduğu gibi, bu durumu şöyle değerlendirmektedir: PVSK m.4/A kapsamındaki yoklama bir 'arama' değil, kişiyi tehlikeli eşyadan arındırmaya yönelik bir 'tedbir'dir. Bu tedbir sırasında suç unsuruna rastlanması, CMK m.90/4 kapsamında bir 'suçüstü' hali oluşturur. Suçüstü halinde ise kolluk, PVSK m.13/1-a ve Ek m.6 uyarınca suç delillerini muhafaza altına alma yetkisine sahiptir ve bu durumda ayrıca bir arama kararına gerek yoktur. Bu yaklaşıma göre delil hukuka uygundur. Ancak bu yorum, 'yoklama' ile 'arama' arasındaki sınırın belirsizliği ve Anayasa m.20/2'nin katı lafzı karşısında doktrinde ciddi şekilde eleştirilmektedir. Eleştirilere göre, kişinin rızası dışında üzeri ve eşyasına dokunularak yapılan her türlü işlem 'arama' niteliğindedir ve Anayasal güvencelere tabi olmalıdır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/polisin-durdurma-ve-arama-yetkisi)