Adli kontrol tedbiri ile tutuklama tedbiri arasındaki temel farklar ve bu iki kurumun birbiriyle olan ilişkisi 'ölçülülük ilkesi' bağlamında nasıl değerlendirilmelidir? Bir hakimin, CMK m.100'deki tutuklama nedenlerinin varlığına kanaat getirmesine rağmen tutuklama yerine adli kontrol kararı vermesinin hukuki dayanağı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #40999

Adli kontrol, tutuklama nedenlerinin varlığına rağmen, tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı hallerde uygulanan alternatif bir koruma tedbiridir. Temel farklar şunlardır: 1) Sınırlama Düzeyi: Tutuklama, kişi hürriyetini tamamen ortadan kaldıran en ağır koruma tedbiriyken, adli kontrol kişi hürriyetini daha sınırlı şekilde kısıtlar (örn: yurt dışı yasağı, imza yükümlülüğü). 2) Mahsup: Tutuklulukta geçen süreler cezadan mahsup edilirken (TCK m.63), adli kontrol altında geçen süreler kural olarak (TCK m.109/3-e ve j bentleri hariç) mahsup edilmez. 3) Tazminat: Haksız tutuklama tazminat davasına konu olabilirken, adli kontrol tedbiri nedeniyle tazminat davası açılamaz. İlişkileri 'ölçülülük ilkesi' çerçevesinde kurulur. CMK m.101/1, 'tutuklama yerine adli kontrol kararının neden yetersiz kalacağını' belirtme zorunluluğu getirerek adli kontrolün öncelikli olduğunu vurgular. Hakimin, CMK m.100'deki tutuklama nedenlerinin (kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedeninin varlığı) gerçekleştiğine kanaat getirmesine rağmen tutuklama yerine adli kontrol kararı vermesinin hukuki dayanağı, CMK m.109/1'dir. Bu madde, '100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir' diyerek hakime, somut olayın özelliklerine göre ölçülülük denetimi yaparak daha hafif olan adli kontrol tedbirini seçme takdir yetkisi tanımaktadır. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/adli-kontrol-karari-itiraz/)