Bir davanın tarafı olan gerçek kişinin kısıtlanarak kendisine vasi atanması, o kişinin 'taraf ehliyetini' etkiler mi, yoksa 'dava ehliyetini' mi? Bu durumun yargılamaya etkisini ve mahkemenin bu durumda alması gereken usuli tedbirleri açıklayınız.
Gerçek kişinin kısıtlanarak kendisine vasi atanması, o kişinin 'taraf ehliyetini' etkilemez, ancak 'dava ehliyetini' ortadan kaldırır. 1. **Taraf Ehliyeti (HMK m. 50):** Taraf ehliyeti, medeni haklardan yararlanma ehliyetine (hak ehliyetine) bağlıdır. Kısıtlanmış bir kişi, hala haklara ve borçlara sahip olabildiği için hak ehliyetine ve dolayısıyla bir davada davacı veya davalı olma yeteneği olan taraf ehliyetine sahiptir. Kısıtlama kararı, taraf ehliyetini sona erdirmez. 2. **Dava Ehliyeti (HMK m. 51):** Dava ehliyeti ise, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) bağlıdır. Kısıtlama kararı, kişinin fiil ehliyetini ortadan kaldırdığı veya sınırlandırdığı için, dava ehliyetini de doğrudan etkiler. Kısıtlı kişi, artık davayı bizzat veya kendi atadığı vekille takip etme, usuli işlemleri tek başına yapma ehliyetine sahip değildir. **Yargılamaya Etkisi ve Alınması Gereken Tedbirler:** Mahkeme, bir tarafın yargılama sırasında kısıtlandığını öğrendiğinde, bu durumu dava şartı olan 'dava ehliyeti' (HMK m. 114/1-d) eksikliği olarak re'sen dikkate almalıdır. Bu durumda mahkeme: a) Yargılamayı durdurur. b) Kısıtlı kişiye atanmış olan yasal temsilcisine (vasiye) davayı ve duruşma gününü usulüne uygun olarak tebliğ eder. c) Davanın bundan sonra vasi aracılığıyla yürütülmesini sağlar. Kısıtlı kişinin atadığı bir vekil varsa, vasinin bu vekaletnameye icazet verip vermediği veya yeni bir vekil atayıp atamayacağı da değerlendirilir. Mahkemenin, tarafın kısıtlandığını öğrenmesine rağmen yargılamaya eski haliyle devam etmesi, savunma hakkının ihlali ve usule aykırılık teşkil eder. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-50-taraf-ehliyeti.html)