Bir davanın taraflarından birinin ölü olmasına rağmen, mahkemenin bu durumu fark etmeyerek veya dikkate almayarak ölü kişi aleyhine veya lehine hüküm kurmasının hukuki sonucu nedir? Bu durumun HMK ve TMK'nın hangi temel ilkelerine aykırılık teşkil ettiğini açıklayınız.
Ölü kişi aleyhine veya lehine hüküm kurulması, usul hukukunun en temel ilkelerine aykırı olup, Yargıtay tarafından mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilmektedir. Bu durumun hukuki sonucu, kurulan hükmün hukuken yok hükmünde olması ve kanun yolu denetiminde mutlaka bozulmasıdır. Bu durum, HMK ve TMK'nın şu temel ilkelerine aykırılık teşkil eder: 1. **Kişiliğin Sona Ermesi İlkesi (TMK m. 28):** Türk Medeni Kanunu'na göre kişilik, ölümle sona erer. Kişiliği sona ermiş bir varlığın hak ve borç sahibi olması, bir davada taraf olması veya adına bir hüküm kurulması hukuken imkansızdır. Mahkeme kararı, var olmayan bir kişi hakkında tesis edilmiş olur. 2. **Taraf Ehliyeti Yokluğu (HMK m. 50 ve m. 114/1-d):** Taraf ehliyeti, medeni haklardan yararlanma ehliyetine (hak ehliyetine) sahip olmaktır. Ölümle hak ehliyeti sona erdiği için, ölen kişinin taraf ehliyeti de kalmaz. Taraf ehliyeti, mahkemenin davanın her aşamasında re'sen gözetmesi gereken mutlak bir dava şartıdır. Ehliyetsiz bir kişi hakkında dava yürütülüp hüküm kurulamaz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2014/20387 E., 2017/1292 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, dava tarihinden önce ölen bir kişi hakkında dava açılması veya yargılama sırasında ölen kişi hakkında davaya devam edilerek mirasçıları yerine ölü kişi adına hüküm kurulması, bu temel ilkelere aykırılık nedeniyle isabetsizdir. Mahkemenin yapması gereken, ölümü öğrendiği anda yargılamayı durdurup, davayı mirasçılara yönelterek taraf teşkilini yeniden sağlamaktır. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-50-taraf-ehliyeti.html)