Opuz v. Türkiye kararında AİHM, Türkiye'deki kadına yönelik şiddetin 'yargısal pasiflikten' kaynaklanan 'sistematik bir ayrımcılık' olduğuna hükmetmiştir. 'Yargısal pasiflik' kavramıyla AİHM'in kastettiği nedir ve bu durum, Devletin AİHS'den doğan 'pozitif yükümlülükleri' ile nasıl bir ilişki içindedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #40898

'Yargısal pasiflik' kavramıyla AİHM'in kastettiği, adli ve kolluk makamlarının, kadına yönelik şiddet şikayetlerini ciddiye almaması, etkili bir şekilde soruşturmaması, failleri cezalandırmaktan kaçınması ve mağdurlar için yeterli koruma tedbirleri almaması veya alınan tedbirleri etkin bir şekilde uygulamamasıdır. Opuz kararında bu pasiflik, polisin şikayetleri 'aile meselesi' olarak görüp arabuluculuk yapmaya çalışması, mahkemelerin faillere caydırıcı cezalar vermemesi veya 'töre, namus' gibi gerekçelerle indirimler uygulaması gibi somut örneklerle ortaya konulmuştur. Bu durum, Devletin AİHS'den doğan 'pozitif yükümlülükleri' ile doğrudan ilişkilidir. Pozitif yükümlülükler, Devletin sadece bireylerin haklarına müdahale etmekten kaçınmasını (negatif yükümlülük) değil, aynı zamanda bu hakları, üçüncü kişilerin (örneğin aile içi şiddet failinin) saldırılarına karşı aktif olarak korumasını gerektirir. AİHS m. 2 (yaşam hakkı) ve m. 3 (işkence ve kötü muamele yasağı), Devlet'e, bireylerin hayatını ve vücut bütünlüğünü korumak için önleyici ve caydırıcı bir yasal çerçeve kurma ve bunu etkin bir şekilde uygulama görevi yükler. Yargısal pasiflik, Devletin bu koruma görevini yerine getiremediğini gösterir. Şiddetin faillerinin cezasız kalması, şiddeti teşvik eden bir ortam yaratır ve bu durum sistematik hale geldiğinde, kadınlara karşı bir 'ayrımcılık' (AİHS m. 14) oluşturur. Çünkü Devlet, kadınları erkek şiddetine karşı korumada başarısız olarak onlara farklı ve daha az korumacı bir muamele yapmış olur. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/tck-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi)