Yargıtay, rüşvet verme veya alma niyeti olmayan bir kişinin, faili yakalatmak amacıyla teklifi kabul etmiş gibi davranması durumunda 'rüşvet anlaşması'nın oluşmadığını ve eylemin 'teşebbüs' aşamasında kaldığını kabul etmektedir. Bu yaklaşımın temelindeki hukuki gerekçe nedir? Bu durumda eksik olan unsur 'irade serbestisi' midir, yoksa 'suç işleme kastı' mıdır?
Yargıtay'ın bu yaklaşımının temelindeki hukuki gerekçe, rüşvet suçunun zorunlu unsuru olan 'rüşvet anlaşması'nın kurucu unsurlarından birinin eksik olmasıdır. Rüşvet anlaşması, her iki tarafın da 'suç işleme kastı' ile serbest iradelerinin birleşmesini gerektiren iki taraflı bir hukuki işlemdir. Faili yakalatmak amacıyla hareket eden kişinin iradesi, rüşvet suçunu işlemeye yönelik değildir; tam aksine, suçun ortaya çıkarılmasına ve failin cezalandırılmasına yöneliktir. Bu durumda eksik olan her iki unsurdur, ancak temel eksiklik 'suç işleme kastı'ndadır: 1. **Suç İşleme Kastının Yokluğu:** Yakalatma amacıyla hareket eden tarafın, rüşvet verme veya alma kastı (dolus directus) yoktur. Bu kişinin amacı hukuka aykırı bir menfaat sağlamak veya vermek değil, adalete hizmet etmektir. Dolayısıyla, suçun manevi unsuru bu taraf açısından oluşmamıştır. 2. **İrade Uyuşmasının Yokluğu (Görünüşteki Rıza):** Anlaşma, tarafların iradelerinin aynı hukuki sonuç (rüşvet suçunu işleme) üzerinde birleşmesidir. Yakalatma amacıyla verilen rıza, gerçek bir rıza olmayıp, 'görünüşteki (biçimsel) rıza'dır. Bu nedenle, tarafların iradeleri suç işleme noktasında birleşmediği için hukuken geçerli bir 'rüşvet anlaşması' kurulmuş sayılmaz. Anlaşma kurulamadığı için de suç, TCK m. 252/3'e göre tamamlanmış sayılmaz. Ancak rüşvet teklifinde bulunan veya rüşveti kabul edeceğini zanneden diğer failin eylemi, kendi kastı ve icra hareketleri açısından suç oluşturduğundan, bu eylem onun açısından 'teşebbüs' (TCK m. 252/4) aşamasında kalmış olur. (Yargıtay CGK - 2015/49 karar). (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/rusvet-sucu-cezasi-nedir.html)