Birleştirilen tenkis davalarında, mahkemenin 'terditli davaların ayrılması söz konusu olamayacağından' bahisle tenkis talebini ayrı bir dosyada görmeyip, vasiyetnamenin iptali talebiyle birlikte değerlendirmesi gerektiği yönündeki Yargıtay kararını (Y7.HD 06.06.2024), usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğü ilkeleri açısından yorumlayınız.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2024 tarihli (2024/1917 E., 2024/3259 K.) kararı, terditli (kademeli) davaların mantığına ve usul hukukunun temel ilkelerine uygun bir yaklaşımdır. Terditli davada davacı, aynı davalıya karşı aralarında ekonomik veya hukuki bir bağlantı bulunan birden fazla talebini, asıl talep reddedilirse diğerinin incelenmesi isteğiyle ileri sürer. Somut olayda, 'vasiyetnamenin iptali' asıl talep, 'tenkis' ise fer'i (ikincil) taleptir. Bu iki talep birbirinden ayrılamaz bir hukuki bağ içindedir. Mahkemenin bu talepleri ayırarak (tefrik ederek) görmesi şu sakıncaları doğurur: 1. **Usul Ekonomisi İlkesinin İhlali:** Aynı olaya ve delillere dayanan iki talebin ayrı ayrı görülmesi, aynı tanıkların tekrar dinlenmesi, aynı bilirkişi incelemelerinin yapılması gibi mükerrer işlemlere yol açar. Bu, yargılamayı uzatır ve masrafları artırır. Terditli dava kurumu, tam da bunu önlemek için vardır. 2. **Hak Arama Özgürlüğünün Kısıtlanması:** Davacı, asıl talebi olan vasiyetnamenin iptali reddedildiğinde, doğal olarak tenkis talebinin incelenmesini bekler. Taleplerin ayrılması, davacının bu meşru beklentisini boşa çıkarır ve onu ayrı bir dava açmaya zorlayabilir, bu da hak arama özgürlüğünü zorlaştırır. 3. **Çelişkili Karar Riski:** Ayrı dosyalarda görülen davalarda, aynı maddi vakıa hakkında farklı değerlendirmeler yapılarak çelişkili kararlar çıkma riski doğar. Yargıtay, bu nedenlerle, terditli olarak ileri sürülen iptal ve tenkis taleplerinin aynı dava içinde, sırasıyla incelenmesi gerektiğini ve ayrılamayacağını belirterek usul hukukunun temel prensiplerini korumuştur. (Kaynak: or.av.tr/sakli-pay-nedir/)