TCK m. 332'de suçun konusunun 'Devletin askerî yararı gereği girilmesi yasaklanmış olan yerler' olarak belirtilmesi ve bu yerlerin idari bir işlemle (Bakanlar Kurulu kararı) belirlenmesi, ceza hukukundaki 'kanunilik' ve 'belirlilik' ilkeleri açısından nasıl bir hukuki sorun teşkil etmektedir? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımı nedir?
Suçun konusunun kanun yerine idari bir işlemle belirlenmesi, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesinin (Anayasa m. 38, TCK m. 2) bir alt ilkesi olan 'belirlilik' (lex certa) açısından bir sorun yaratır. Kural olarak, hangi eylemin suç teşkil ettiğinin tüm unsurlarıyla kanunda açıkça yazılı olması gerekir. TCK m. 332, suçun maddi unsurunu 'yasaklanmış yerlere girmek' olarak tanımlarken, bu 'yerlerin' nereler olduğunu belirtmeyip, bu tespiti 2565 sayılı Kanun uyarınca idarenin (eski düzenlemede Bakanlar Kurulu, mevcut durumda Cumhurbaşkanı) takdirine bırakmıştır. Bu durum, 'çerçeve kanun' veya 'açık norm' olarak adlandırılır. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, bu durumu hukuka aykırı bulmamaktadır (örn: 2015/7346 E., 2016/783 K.). Yargıtay'a göre; kanun koyucu, suçun temel unsurlarını, sınırlarını ve ilkelerini belirledikten sonra, teknik, coğrafi ve değişken nitelikteki ayrıntıların (yasak bölge sınırlarının tespiti gibi) idare tarafından belirlenmesini öngörebilir. İdareye verilen bu yetki, doğrudan yeni bir suç yaratma değil, kanunda tanımlanan suçun konusunu somutlaştırma yetkisidir. Askeri yasak bölgelerin kurulması, sınırlarının genişletilmesi ve kaldırılmasının esas ve yöntemlerinin kanunla (2565 s.K.) belirlenmiş olması ve bu sınırların bilinebilir ve öngörülebilir şekilde oluşturulması şartıyla, 'belirlilik' ilkesinin zedelenmediği kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin de benzer konulardaki içtihatları bu yöndedir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-332-askeri-yasak-bolgelere-girme-sucu.html)