Bir şantaj suçunun ispatında, mağdurun gizlice aldığı ses kaydının delil değeri, CMK m. 135 (iletişimin denetlenmesi) ve 'hukuka aykırı delil' (Anayasa m. 38/6) kavramları çerçevesinde nasıl değerlendirilmelidir? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımının temel kriterleri nelerdir?
Mağdurun gizlice aldığı ses kaydının delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı, somut olayın özelliklerine göre değişen karmaşık bir konudur. Kural olarak, CMK m. 135 uyarınca iletişimin denetlenmesi (dinleme, kayda alma) ancak kanunda sayılan katalog suçlar için ve hakim kararıyla mümkündür. Şantaj suçu bu katalogda yer almadığından, kolluk veya savcılık tarafından bu yolla delil elde edilemez. Ancak, Yargıtay, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçu (örneğin hakaret, tehdit, şantaj) başka türlü ispat etme imkanı bulunmayan ve ani gelişen bir durum karşısında, saldırıyı ve delilleri kaybolmaktan kurtarmak amacıyla yaptığı ses veya görüntü kaydını hukuka uygun bir delil olarak kabul etmektedir. Yargıtay'ın bu yaklaşımının temel kriterleri şunlardır: 1. **Ani Gelişme:** Kaydın, planlı ve sistematik bir şekilde değil, o an gelişen bir haksız saldırı karşısında yapılmış olması. 2. **Başka Türlü İspat İmkansızlığı:** Fail ile mağdurun yalnız olduğu ve olayı başka bir delille (tanık vb.) ispatlama olanağının bulunmaması. 3. **Saldırıyı Defetme ve Delil Toplama Amacı:** Kaydın, sadece kendisine yönelen suçun delillerini güvence altına almak amacıyla yapılması, başka bir amaç (şantaj, özel hayatı ifşa vb.) güdülmemesi. Bu şartlar altında alınan bir kayıt, 'meşru müdafaa' veya 'zorunluluk hali' benzeri bir hukuka uygunluk nedeni kapsamında değerlendirilerek, Anayasa m. 38/6'daki 'hukuka aykırı delil' yasağı kapsamına girmediği kabul edilmektedir. Ancak planlı ve pusu kurarak yapılan kayıtlar kesinlikle hukuka aykırı delil sayılır. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/santaj-sucu-cezasi-ve-tehdit-sucu-nedir.html)