CMK m. 109 uyarınca adli kontrol kararı verilebilmesi için 'tutuklama nedenlerinin varlığı' şartı aranmaktadır. Bununla birlikte, CMK m. 100/4'te belirtilen 'tutuklama yasağı' hallerinde de adli kontrol kararı verilebilmektedir. Bu iki durumu bir arada değerlendirerek, adli kontrol kurumunun tutuklamaya alternatif olma ve tutuklama boşluğunu doldurma fonksiyonlarını analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #40833

Adli kontrol kurumu, ceza muhakemesinde çift yönlü bir fonksiyona sahiptir. Birincisi, CMK m. 109/1 uyarınca, tutuklama nedenlerinin (kuvvetli suç şüphesi ve CMK m. 100/2'deki bir nedenin varlığı) gerçekleştiği ancak tutuklamanın 'ölçülü' olmadığı durumlarda, tutuklamaya bir 'alternatif' olarak uygulanmasıdır. Burada amaç, kişi hürriyetini daha az kısıtlayan bir tedbirle tutuklamadan beklenen faydayı (şüphelinin kaçmasını, delilleri karartmasını önlemek) sağlamaktır. İkincisi ise, CMK m. 109/2'de belirtildiği gibi, kanunda 'tutuklama yasağı' öngörülen hallerde (örneğin, hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlar - CMK m. 100/4) bir koruma tedbiri ihtiyacı doğduğunda bu 'boşluğu doldurma' fonksiyonudur. Bu durumda, kanun koyucu belirli suçlar için tutuklamayı kategorik olarak yasaklamış olsa da, yargılamanın selametini sağlamak amacıyla şüpheli veya sanığı tamamen denetimsiz bırakmak istememiş ve adli kontrolü bir ara çözüm olarak sunmuştur. Dolayısıyla adli kontrol, hem tutuklamanın ağır sonuçlarını hafifleten bir alternatif hem de tutuklamanın mümkün olmadığı durumlarda ortaya çıkan denetim boşluğunu dolduran tamamlayıcı bir koruma tedbiridir. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/adli-kontrol-karari-itiraz/)