AİHM'in 'Alparslan Altan' ve 'Baş/Türkiye' kararları ışığında, bir yüksek yargı mensubunun FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla tutuklanmasında, bu suçun 'görev suçu' mu yoksa 'kişisel suç' mu olduğunun tespiti neden önemlidir?
Bu tespit, uygulanacak yargılama usulü ve dolayısıyla sanığın yararlanacağı yasal güvenceler açısından önemlidir. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, hakim ve savcıların 'görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçları' için özel bir soruşturma ve kovuşturma usulü (izin, Yargıtay'da yargılanma vb.) öngörür. 'Kişisel suçlar' ise genel hükümlere tabidir. Hükümet ve AYM, örgüt üyeliğinin kişisel suç olduğunu ve bu nedenle özel güvencelerin uygulanamayacağını savunmuştur. Ancak AİHM, bu ayrımın tutuklama kararlarında somut olarak yapılmadığını, bunun yerine 'suçüstü hali' gibi genel bir kavrama dayanılarak tüm güvencelerin bypass edildiğini tespit etmiştir. Bu ayrımın net bir şekilde yapılması, tutuklamanın 'yasanın öngördüğü usule uygun' olup olmadığının denetimi için kritik öneme sahiptir.