Yalan tanıklık suçunda, tanığın beyanının 'vicdani bir kanı' oluşturması ile 'kesin kanıt' niteliğinde olması arasındaki ayrım, Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2019/13958 E. sayılı kararı bağlamında nasıl bir hukuki sonuca yol açmıştır?
Bu ayrım, ispat standardı ile ilgilidir. Yargıtay kararında, sanığın farklı sıfatlarla (şüpheli ve tanık) verdiği çelişkili ifadelerin, yalan tanıklık suçunun sübutu için 'kesin kanıt' niteliğinde olmadığı, ancak bir 'vicdani kanı' oluşturabileceği belirtilmiştir. Ceza hukukunda mahkumiyet, 'şüpheye yer bırakmayacak kesin delillere' dayanmalıdır. Vicdani kanaat oluşturan ancak kesin olmayan bir durum, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği mahkumiyet için yeterli değildir. Bu nedenle, sadece çelişkiye dayanılarak kurulan mahkumiyet hükmü bozulmuştur. Bu, yalan tanıklık suçunun sübjektif unsurunun (kastın) net bir şekilde ispatlanması gerektiğini gösterir.