Kendisine yönelik devam eden bir fiziksel saldırıyı (yumruk, boğaz sıkma vb.) durdurmak amacıyla saldırganı bıçakla hayati bölgesinden yaralayan bir kişinin eylemi, meşru müdafaa mıdır, yoksa sınırın aşılması mıdır? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/264 sayılı kararı bu durumu nasıl analiz etmiştir?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu kararında, devam eden haksız bir saldırıya karşı savunma hakkının doğduğunu kabul etmekle birlikte, savunmanın orantılı olması gerektiğini vurgulamıştır. Sanığın, saldırıyı defetmek için saldırganın hayati olmayan bölgelerine (örneğin bacaklarına) vurma imkanı varken, göğüs bölgesine rastgele bıçak sallayarak hayati tehlike oluşturacak şekilde yaralaması eyleminde, 'saldırı ile savunma arasında oran' şartının gerçekleşmediğini belirtmiştir. Ancak, sanığın maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal, yani 'mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş' nedeniyle sınırı aştığını kabul ederek, TCK m. 27/2 uyarınca sanığa ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Bu, orantı bozulsa bile, failin kusurlu sayılamayacağı özel bir durumdur.